1 Ekim 2012 Pazartesi

Değişim ! Değişiklik !

Hayat !

O kadar çok etken ile bir arada duruyor ki. Ancak bir o kadar az etken ile yok olabiliyor da.

Bize verdikleri ile bize sundukları arasında belki çok büyük bir uçurum olabilir. Sundukları çok çekici veya güzel ve doğru da olabilir. Bazıları gözle görünür derecede çirkin ve kötü, bazıları her şeyden güzel ve nazikmiş gibi görünen olumsuzluklarla dolu. Ancak aynı şekilde öyle güzel ve doğru etkenlerde var ki hayatımıza da her yönleriyle ışık saçar, ama hiç hoş olamayan hatta çirkinmiş gibi görünen güçler vardır ki özünde doğruyu barındıran.

Hayat , işte tüm bunların sadece SEÇİMİ sonucunda bizler için şekilleniyor aslında.

Aynı şartlara maruz kalabilirdik, hepimiz aynı nokta da buluşabilirdik. Ama kimse aynı noktaya hiçbir zaman gelmiyor, gelemiyor.Çünkü içimizde , kalbimizde veya daha derin bir yerde farklı bir bellek, bize "birey" olmayı, neticesinde "farklı" olmayı öğütlüyor.

Gerekli mi peki ?

Sanırım o kadar da gerekli değil. İnsanlar benimle aynı fikirleri paylaşsa çok basit ve kişiliksiz bir yapıya bürünebilirler her seferinde. Kaba tabirle "Koyun" benzetmesine dönüşür.

Ancak , insanlar bir noktada kendilerini kötüden ve yanlıştan korumayı öğrenmeye çalışıyorlar. Bazıları bunu çabuk öğreniyor, bazıları zor yolla. Ben kendi adıma bir çok şeyi çabuk öğrendim. İnandım. Sanırım bu pekte güzel bir şey değilmiş. Her yaptığının doğru olması, gelecekte her yapacağının da aynı şekilde doğru olacağını göstermez ama kendisine inandırır. Ben bugün bunun acısını çok çekiyorum. Geçmişte her aldığım karara inandım ve güvendim. Aynı şekilde ailemden de bu konuda sonuna kadar destek aldım. Şimdi olduğum noktaya durup baktığımda ise, üzülerek söylüyorum ancak geçmişte pek doğru hareket edememişim.

Peki bu bana bir ders verdi mi ?

Şu an zihnimde geçenleri incelediğimde, halen yanlış kararlar alabilme potansiyelimi görebiliyorum. Kalbim, bu yolda beni sürekli yanlışa sürüklüyor sanırım.Örneğin ; Sevdiklerimi korumam gerek diyorum. Ancak sevdiklerimizi nasıl korumam gerektiğini halen bilmiyorum... peki buna mecbur muyum ki ?
Her bireyin kendi öz iradesinin varlığını düşününce , cevap çok basit oluyor "HAYIR".
Ama halen bu cevaba karşı gelen bir kalbim var, gerçi yaptığım hatalar ve "koca burnumu her işe sokma" güdüsü ile geçmişte yaşadıklarımdan ufak ve çok özel bir yetenek geliştirdiğime (tamam tam olarak halen gelişmedi) inanıyorum, "SUSMAK".

Susmak şart mı ?

Bazı durumlar da şart bence. Nasıl ki çok sevdiğiniz bir dostunuza "Kardeşim, o kız senin için uygun değil" diyemezseniz. Nasıl ki bir anneye "Oğlun çok kötü biri" diyemezseniz. Nasıl ki dost seçiminde hatalı olduğunu inandığınız bir kimseye "Arkadaşlarını seçerken dikkat et, o sana göre biri değil" diyemezseniz.

Eğer susmayıp konuşursanız, önce "SİZ" kötü , art niyetli , oyun bozan ve daha şu an sayamayacağım bir kişiliğe bürünmüş olursunuz sevdiğinizin gözünde.

Peki ama ne yapmalı ?

Bu sanırım en zor bölüm. Susmak veya susmamak. Elbetteki inanıyorum ki, bunu da çözmüş bir çok insan vardır şu dünya da , ancak ben halen çözemedim. Bazen yalnızca kaderimin yol göstermesini bekliyorum. Bazende bu uğurda tüm geleceğimi değiştiriyorum. Ve her seferinde hata yaptığımı görüyorum. Pişman mıyım ? ... Evet , pişmanım. Ne zaman kadere bıraksam geleceğimi , acı çektim. Ne zaman tüm geleceğimi değiştirsem , gene acı çektim. Üçüncü bir seçenek düşünmedim. İstemedim.

Şu anda bu satırları yazıyorum.  :)  Halen kalbimin sesini verdiğimi görerek. Zihnim çok uzaklardan bana bakıyor gibi. Yardım edebilirmiş gibi duruyor.

Sanırım ben gene "SUSMAYI" tercih edicem.




27 Eylül 2012 Perşembe

Tavsiye

Basit bir tavsiye almak , iki insanın hayatını ne kadar değiştirebilirdi ki ?

Aslına bakarsanız , yada isterseniz bakmayın hiç. Ancak, bence bu dünyada ki en büyük terbiyesizlik "birini dinler gibi yapıp , hiç dinlememek" olabilir. Ben bunu bir kez daha yaşadım ve başıma bugün gelen her şey işte o anla başladı.

Bir süredir aklımdaydı, gözümün önünde, hem çok uzak , hemde bir o kadar yakınımda. Gereksiz bir şekilde dikkatimi çekiyordu. Ancak , çevre koşulları buna uygun değil gibiydi sanki. O da kendi halinde ve asi duruyordu karşımda. Üzerindeki giysilere bakınca , Türk filmlerindeki temizlikçilere benziyor gibiydi bir şekilde. Ama gerçekten de performansı ile çok dikkat çekiciydi.

Günlerden bir gün , bir iki sözlü tacizden sonra ben ve arkadaşlarımla yemeğe gelmeyi kabul etti. O günü düşündüğümde hiçte belli olmasın diye uğraştığım şeyin aslında ne kadar da belirgin olduğunu aslında şimdi anlıyorum. Masa da tam olmasa da karşısında yerimi aldım.

Sürekli ince ince onu izledim, kulağımın biri sürekli olarak onu dinliyordu. Bir şekilde sohbet etmeliydim. Bir şekilde neden ve nasıl olduğunu hatırlamadığım bir sebeple cep telefonunu elime aldım. Fotograflarına teker teker baktım.Bunu neden yaptım bilmiyorum ama delikanlı gibi isteyip aldığımı çok iyi hatırlıyorum şu anda.
"Kezban" , seninle ilk yemeğimiz böyle başladı.

Masa da göz ucuyla bana bakışını hatırlıyorum. Garipti. Farklıydı.

İlgini çekebilmek için fotograflarına bakarak yorumlar yaptım. Gülüşün , yüzündeki o tatlı tebessüm halen gözümün önünde duruyor. Yemek hiç bitmesin istediğimi hatırlıyorum. Ne zaman ki hesap geldi, cidden üzülmüştüm. Sonrasında ne yapacağını sorduğumda ise, eve gideceğini söylemiştin.

Bir süre seni düşündüm Kezban, nasıl ve ne şekilde tekrar görüşebiliriz diyordum kendi kendime. Sonra talih bana dijital olarak güldü  :)  ahanda Facebook !!! , arkadaş listemdekilerden biri ile arkadaş olmuştun. Bu bulunmaz bir fırsattı benim için. Her delikanlı gibi centilmence ve kibarca, nefesimi tutarak ve "acaba ne alaka der mi? " korkusuyla sana "Arkadaşlık isteği" yolladım. ... Elbetteki hiç korkmadım !

Söz Hakkı Gelir 


Tavsiye
Basit bir tavsiye almak , iki insanın hayatını ne kadar değiştirebilirdi ki ?

İnsanı karşısındakinin dinlememesi durumu sinir bozucu olabilir ama bazen zihnimiz doludur dikkatimizi karşımızdakine veremeyiz, bazende başka birşeyler dikkatimizi çeker we ona odaklanırız.
Belkide "birini dinler gibi yapıp , hiç dinlememek" bazı insanlar için dünyanın en terbiyesiz şeyi olabilir fakat bazen insanın başına istemesede böyle şeyler gelebiliyor. İstemedende olsa yaptım we bugün başıma gelen
herşey işte o anla başladı.

Aslında o kadar insan arasında hiç dikkatimi çekmemişti, oysa teker teker herkesi ezberlemiştim, tanışmıştım, konuşmuştum. Sanırım bi kaç kere gördüm ama oda hatırda kalmicak kadar kısa we azdı. Ne o konuştu, ne de ben. 3 ay kadar sonra şans eseri derste çalışma sırasında eşleşmiş olmanın werdiği bi gereklilik olarak teşekkür etmek we tawsiye almak amaçlı yanına gittim. 
"Teşekkür ederim." bir an duraksadım, doğrumu duydum ?? peltek miydi ?? We dewam etti "çok güzel fakat adımlarına dikkat etmelisin, kollarınıda kaldırırken..."  karşımdakinin peltek olduğunu iyice kawradığımda ne anlatmaya çalıştığını dinleyemeden kendi içimde kendimle konuşmaya başladım. 
Ahaa! yahu adam peltek! bayılırım peltek konuşan insanlara, S lere bak yarabbiii, çok tatlı lan. Biz buraya ne ara geldik ?? 
biraz önce şurada konuşmuyor muyduk ?? şimdi dojonun ortasındayız we bana fumikomi öğretmeye çalışıyor. Bir an duraksadı, ne oldu die sordum "önemli değil, sapıkça birşeydi" dedi. Ne garip bir adam diye düşündüğümü hatırlıyorum. Bana fumukomiyle ilgili tiyolar weriyor hatta üşenmeden gösteriyorda ama dinleyemiyorum. Konuşmasını bitirdi hiç bişi anlamadım ama yinede teşekkür ettim. Şaşkınlığımı henüz atabilmiş değildim.Eşyalarımı toplamak için yerime yürüdüm. Gözlerinde açıklıyamadığım birşeyler war sanki, şaşımıdır nedir.

Giyindim, arkadaşımla buluşmak için yola koyulucam, soyunma odasından çıktım we herkese iyi akşamlar diye seslendim. Arkadan bir ses "nereye ?" arkadaşımla buluşucam diye karşılık werdim. "Güzelmi ? selam söyle" dedi, şaşırdım afalladım biraz we hayır erkek diye yanıtladım "tüh be" dedi. Gülümsedim we çıktım, normalde olsa ne alaka lan, ne diyor bu derdim aklıma bile gelmedi. 
Daha sonraki derste yanına gidip dinlemediğim tawsiyeleri öğrenebilmek için ben hala fumikomi yapamıorum diye kıwırmak zorunda kaldım. Gerçi yalanda değildi hani yapamıyordum cidden. Bu sefer dinledim çok şükür, işime yaricak bilgileri hiç sıkılmadan anlattı. Yeniden teşekkür ettim we gülümseyerek yerime gidip eşyalarımı topladım. Aradan 1 hafta geçmişti cumartesi günüydü we ben yine arkadaşıma söz wermiştim. Giyindim, dışarı çıktım herkese iyi akşamlar diye seslendim we yine bir ses "nereye ?" gülümsedim we cewapladım. Dışarı çıkıyorum arkadaşımla buluşucam. Yine "güzelmi ? güzelse selam söyle" geldi peşinden. Bense yine şaşkın şaşkın kız değil erkek ama kız arkadaşlarım war onlarla buluşursam söylerim diyebildim. Ne alakaydı şimdi nie böyle birşey söyledi we ben neden böyle cewapladım hiç bir fikrim yoktu. 

1 hafta daha geçti sadece cumartesi derslerine geliyordu. Bu sıralarda hafta arasında face book'tan eklemişti beni, başta kim olduğunu anlayamamıştım sanırım resmine bakınca tanıyıp kabul etmiştim. Cuma dersiydi, sanırım parmağım incinmişti. Yanlış yapılan her taiatari de olduğu gibi sıkışıp morarmıştı. Bu durumu face book a yazınca mesaj atmıştı geçmiş olsun dileklerini iletmişti we ilaç önermişti, voltaren. Daha soran ilacı alıp sürmüştüm we facebook a voltaren, voltaren, voltaren yazmıştım. 
Bir mesaj daha geldi "ilacı kullanmışsın" we sohbetimiz böyle başladı. Ertesi gündü sanırım dersten sonra bir planım yoktu her zamanki gibi giyindim we çıktım.
Planımın olup olmadığını we onlarla yemeğe gelmek isteyip istemicemi sordu, bende planımın olmadığını we onlarla yemeğe katılabileceğimi söyledim. Karşı çaprazıma oturmuştu, sohbet edip gülüyorduk. O duruma nasıl geldik bilmiyorum ama telefonumu istedi resimlere bakmak
için bende werdim. Eli elime temas etti. O resimlere bakarken onu inceledim, daha doğrusu kendimi onu incelerken yakaladım çok ayıp wallahi. Resmen adamı süzüyordum. Sanırım bir iki kere ona baktığımı farketti, gözlerimi kaçırsamda çok geç olduğunu sezmiştim ama pek de umursamadım doğrusu. Gözlerini çok beğenmiştim şaşıda değildi üstelik. Bir şekilde farklıydı, çekiciydi we korktuğum şey başıma gelecek gibiydi ama ne olursa olsun kendime engel olmalıydım. Resimlerle ilgili sorular sordu bende cewapladım, yemek yedik sohbet ettik, çok gülmüştüm o akşam. Yemek bitiminde ne yapacağımı sordu bende ewe gidicem dedim we ewe gitmek için yola koyuldum. 
Tüm gece o akşamı düşündüm her anını zihnimde canladırmaya çalıştım. Çok garip bir adamdı gerçekten ama bir şekilde tatlıydı, ilgimi çekmişti. Derste çalışmasaydık, ben peltek konuşmanı duymasaydım, sen bana laf atmasaydın, zorla yemeğe çağırmasaydın, elin elime deymeseydi, gözlerim gözlerinle karşılaşmasaydı, gülüşün dikkatimi çekmeseydi bugün bunları yaşıyor olmicaktım. 

Pişman değilim, yine olsa yine yaparım!


10 Eylül 2012 Pazartesi

Özledim Deliler gibi.


Masamda oturmuş, sana bakıyorum. Bir şeyler ya yazıyorsun yada çiziyorsun.
O kadar çok özledim ki seni, tüm gün resimlerine baktım.

Saçlarını tepende toplamışsın, küçük bir palmiye ağacı misali duruyorlar.Çok güzelsin gene. Göz ucuyla ara ara bana bakmaya çalışıyorsun.Ancak bir şey görebilme şansın yok.

Hüzünlü görünüyorsun.

Belki de ..... hayır hayır , kesinlikle buna ben sebep oldu. Tanrı vergisi bir yeteneğim var. Elimde olmadan seni çok kötü bir şekilde üzebiliyorum. Elbetteki her süper yeteneğin olduğu gibi bunun da yan etkileri var ; belki de 10 kat daha fazla da kendimi de üzebiliyorum.

Gözlerini seviyorum.

Bana bakışını, içindeki ışığı, heyecanı görmeyi seviyorum. Benim gözlerimin içine baktığın zaman ki, o ışıltıyı kendinde görebilsen çok şaşırır ve beğenirdim eminim ki.
Gözlerin, kalbini gerçekten yansıtabiliyor. Bazı zamanlar bana baktığında bir şeyler söylemek zorunda hissediyor olabilirsin, ancak buna gerçekten hiç gerek yok. Ben gözlerinde ruhunu, kalbini ve de zihninin sesini duyabiliyorum.

Tebessümün .... çok zarif.

Kimi zaman farkında olmadan, bir şeyler düşündüğünde yada anımsadığında tebessüm  ediyorsun. Bunu yaptığının farkında olmadığına eminim. O kadar güzel ve şirin oluyorsun ki. Elimde olsa aynı şu andaki gibi karşına geçer ve tüm gün seni izlerim. Güzel bir kadınsın. Tebessüm ettiğinde ise muhteşem oluyorsun.

Gülüşün beni benden alıyor.

Sanırım dünya üzerindeki fırtınaları , denizlerin üzerindeki dev dalgaların şiddetini anlatabilecek çok nadir örnek vardır. Bana göre tüm bunlara yakın örnek ; senin güzel gülüşün.
O kadar içten,o kadar sana özgü ki. Güldüğün zaman içindeki heyecanın ve mutluluğun dışa vuruşunu görünce , gerçekten çok etkileniyorum. Bu gülüşe bir şekilde ben sebep olabildiysem zaten , keyfim korkunç bir boyuta ulaşıyor. Her zaman senin gülüşünü görebilmek için ne tür maskaralıklar yapsam diye düşünüp duruyorum.

Tenin çok özel bir ipek gibi.

İlk sana dokunduğum o anı unutamıyorum.Basit bir an olabilir bir çok kişiye göre, ancak ben o an çok etkilenmiştim. Neden olduğunu bilmeden şaşırmıştım. İlk defa bizimle yemeğe geldiğin o gün "Hala" da karşımda oturduğunda telefonunu almıştım, verirken elim bir şekilde eline temas etmişti. Biliyorum bunu okuyunca çok saçma geliyor ancak ben o gün hissettiğim şeye halen şaşırıyorum. Farklı bir elektrik, farklı ama gerçekten sevecen bir temastı bu hissettiğim.
Sonrasında sana her dokunduğumda aynı şeyi her zaman hissettim. Ancak garip bir biçimde , sen bana her dokunduğunda ise, bunun  daha fazlasını içimde hissettim. Fark neredeydi bilemiyorum. Belki senin dokunuşunda ayrı bir enerji vardır.
Ama bu her neyse, ben çok sevdim.

Sümüklü burnunu seviyorum.

:)  Evet, acı ama gerçek. Ben senin o küçük , güzel burnunu, sümüklerine rağmen çok seviyorum.
Bazen ısırasım geliyor.

Hah.... işte seni gene bir şekilde güldürdüm. Muhteşem gülüyorsun gerçekten de. Bazı zamanlar kendimi gerçekten de çok şanslı hissediyorum.
Ancak, bazı zamanlar ne hissettiğimi bende anlayamıyorum. Zor geliyor bazı şeyler.Kaldıramıyorum içinde olduğum şartları.

Şu anda MSN üzerinde sohbet ediyoruz.

Yüzüne bakmayı seviyorum.Beni gerçekten çok sakinleştiriyor. Aynı ben yanında uzanırken bana dokunuyorsun ya.. ve bir çeşit büyülerle beni hemen uyutman gibi.

hahahahhaaha... "düşünürüz" yazdım. Suratın çok komik oldu cidden.Anında ciddileştin. Bazen ciddi halini seviyorum gerçekten, tatlı bir hava katıyor sana. Ancak bazen beni çok geriyor. Uzaklaşmak mı istiyorum yoksa ölmek mi bilemiyorum.

Şu anda sana sataşıyorum... çok tatlısın. Seni kızdırmayı seviyorum. Biliyorum, bu biraz manyakca, ama benimde adrenalin almam gerek. Sana sataşarak hayatımı zaten ortaya koyuyorum. Bu da hem tehlikeli hemde çok eğlenceli doğrusu.



Blog'da kendini okuyan masum köylü kız.


Aldığı eleştirilere dayanamayan namasum genç köylü kızı !



30 Mayıs 2012 Çarşamba

Üşüme Lütfen

Bir parkta oturmuşuz birlikte.
...............
Çevremizde farklı renklerde ve tonlarda güller var.
...............
Uzaktaki adalardaki evlerin ışıkları yavaş yavaş yanmaya başlıyor tek tek.
...............
Sessiz burası.
..............
Yalnız başımıza oturuyoruz birlikte.
.................
Ara ara kaçamak bakışlar atıyorum gözlerine, dudaklarına .
...............
Hava soğudu havanın kararmasıyla. Önünü ilikledim, üşüme lütfen.
..............
Birlikteyiz , ancak sarılamıyorum sana. Çünkü bir saat içinde ayrılacağız birbirimizden. Biliyorum "sarılman gerekiyor işte bu yüzden" diyorsun şu anda.Olmaz kadınım ... olmaz. Bu kadar basit değil.
................
.......................................................
...............
Evimizden , bize gelecek misafirlerimizden , yemek yeme şeklimizden konuştuk. Çok güldük kadınım.
..............
Koştuk. Koşmayı özlemişim. Ama senin peşinden koşmayı ilk defa yaşadım ve sevdim.
...............
.......................................................
...............
Yürüdük. Derin nefes aldık her adımda , birlikte.
...............
Aklım halen sende , yan yanayız .... birlikteyiz. Yürüyoruz bir aşağıya , bir yukarıya. El ele keyifle, sımsıkı tutarak. Derin bir mutluluk ve huzur var sana dokunduğumda. Ama saat yaklaşıyor, telaşlanıyorum.
...............
Aklım dolu ... bir sonraki buluşmalarımızı düşünüyorum.
...............
Seni düşünüyorum.
................
Hep seni düşünüyorum .
...............
Resmini öpüyorum.
.................
İyi geceler kadınım.








16 Mayıs 2012 Çarşamba

Kalbin de ben , bende kalbin yaşasın.

Her şey 1 hafta önce başlamıştı. Önemli belki ancak neticesi beni bu şekilde etkilemez dediğim bir doktor kontrolüydü yalnızca. Sakince oturuyordum odamda, senden gelecek haberi bekliyordum, kafamda günümüzle ilgili fikirler oluşturuyordum.Bana yazdığın mesajla ne yapacağımı şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Hazır değildim , bilmiyor muydum bu ihtimali ? elbetteki biliyordum. Ancak şimdi bakınca geçen haftaya bu neticeye hazır değilmişim.

Tam 1 hafta sürdü bununla mücadelem. O geçen bir hafta sanki bir yıl gibiydi.

...
...
...
...
...
...
...
...

1.Gün "Hastaneye Yatış"


Bugün hastaneye yatıyorsun. İçimde inanılmaz bir sıkıntı var, ne yapabilirim bilmiyorum. Bir gece önce hiç uyuyamadım. Tanrıyla uzun zamandır yapmadığım kadar uzun bir sohbet ettim. Umuyorum ki beni dinledi, çünkü bana göre her canlının dinlenmesi gereken bir hikayesi vardır! Ben bu sefer kendi hikayemi anlatmadım kendisine, onunda çok iyi bildiği bir hikayeyi tekrarladım. "Bir kadını sevdim allah'ım. Uzun zamandır aradığım ve daha yeni bulabildiğim bir kadını sevdim.Nasıl veya ne şekilde çıktı karşıma bilmiyorum ama bunun kader olduğuna belki şu son dönemde yaşadığım bunca kötü olayların neticesinde bana gönderilen bir şans meleği olduğuna inanıyorum. Allah'ım , ona yardım et, ona sağlık ver , ona huzur ve çünkü bunu çok istiyor. Gerekirse benim için ayırdığın huzuru ver ona. Ben bunla da yaşarım, ama sevdiğim kadın en azından mutlu olsun. Bu bana yeter. Allah'ım, ameliyatı başarılı ve sorunsuz geçsin, ki bir daha bu dertleri yaşamayalım. Ona olan sevgimi anlatamam ama şu anda gözümden akan bu yaşları ondan say , yeter ki acı çekmesin üzülmesin. Beni kalbinde hissetsin. Varlığımı bilsin. Benim karşıma çıkardın bu kadını ve şimdi yalvarıyorum sana bana onunla bir gelecek ver. Her şeyimi adadım ona. Sana ve gücüne inanıyorum. Onu koru Allah'ım..... Amin"

Bu ufak dua ile uyumuştum dün gece, ve bu sabah senden gelen mesajlarla yüreğimi dinleyip evden ayrıldım ve yanına gelmek için yola çıktım.Uzaktaydın benim için, ama umurumda da değildi. Yol boyunca seni düşündüm. "Çiçek almalı mıydım?" ... hmmm.... "hayır daha ameliyat olmadı ki" , ten kokunu doya doya içime çekmeliyim dedim kendi kendime.

Ancak önümüzde sürekli sorunlar oldu. Ailen yanındaydı, bense bu durumda yanına gelemeyen veya çekinen kişiydim. Ama belki kader , belki de Allah'ın dün gece söylediğim sözleri duyması işleri bir parça yoluna koydu sanırsam. Gerçi "kıl payı" bir durum yaşamadım değil. Az kalsın ailenle burun buruna geliyordum.

Seni ne zaman ki kapıda gördüm, içimi bir coşku kapladı.Garip bir heyecandı üzerimde ki. Sanki... ilk defa seninle karşılaşıyorum yada buluşacağız da kalbim gümbür gümbür atmaya başladı. Yanına vardığımda birden terlediğimi hissettim. Çok garipti. 1 metreden daha yakınımda duruyorsun ama iki yabancı gibi dokunamadım sana. oysa o kadar çok ihtiyacım vardı ki sana sarılmaya. saçlarına dokunmaya. tenini koklamaya.

Bir süre sonra arkadaşın bize katıldı. Bu seferde garip bir şekilde kendimi tamamen yabancı gibi hissettim. Oda da bulunan bir yabancı gibiydim. Garipti. Hazır değildim buna da, dışarı çıkmak istedim bir an. Ancak dayandım. Çünkü çıkarsam seni görebileceğim sayılı dakikalardan da mahrum kalacaktım.

Hemşire göründü kapıda "Ziyaret saati bittiiii...."

Offf.... çok sinir bozucu, ne çabuk geçti zaman. Seninleyken bir şekilde zaman hızlanıyor ! Eminim sende bunun farkındasındır. Tatsız bir durum. Gözlerine baktım. Bırakmak istemedim seni, ama gitmem gerekiyordu.

Hastaneden çıkarken sürekli odanın camına dönüp dönüp baktım. Bir iki defa düz yolda ayağım bir şeylere takıldı , düşüyordum :(  Ancak çok geçemeden şemsiyemi odan da bıraktığımı fark ettim. Onca yürümüş olduğum yolu geri gitmek hayatımda ilk defa koymadı bana, aksine çok ama çok keyif verdi. Seni bir kere daha görebildim, dudaklarına bir kere daha öpücük kondurdum. gözlerini gözlerimde hissettim.

Seni istemeyerek de olsa bir gün içinde ikinci defa arkamda bırakarak yanından ayrıldım.

Aynı yoldu döndüğüm yol, ancak aynı değildi bu sefer. Çünkü sana gelirken hissettiğim o coşku ve heyecan şimdi kedere ve hüzne dönüşmüştü. Yol gelirken kısaydı, ama bir şekilde dönerken çok uzadı.

Seni bırakmayı sevmiyorum. Hiç sevemedim.

Senin hastanedeki ilk gününde yaşadıklarım bunlar aşkım. Birazdan yatıcam, gene dua edicem tanrıma.Gene gözlerimden yaşlar akacak.Bu yaşlara bir isim vermek gerek bence bunlar hasretin ve sevginin yaşları.

Seni Seviyorum, İyi ol sevgilim.

2.Gün "Sen Ameliyattasın" 

Bu sabah mesajın ile hem beni çok mutlu ettin hemde çok korkuttun , bunu itiraf etmem gerek. Neden mi ? Çünkü biran bile olsa senin mesajın da "Şimdi Ameliyata alıyorlar" demenden korktum. Ameliyata alınmadan önce sesini duymayı istiyordum. Dün gece hiç uyumadım , yatağıma girdiğimde Tanrı ile gene uzun bir sohbet ettim. Ona gene tüm kalbimle yalvardım. Bu yüzden hem endişelerim yüzünden hem de gergin bir bekleyişin verdiği stresten dolayı sabaha kadar yatağımın içinde pek fazla seçenek olmaksızın dönüp durdum.

Ancak sesini duyduktan sonra biraz iyi hissedebildim kendimi ,neticede sesin canlı geliyordu. Seni bir parça bile olsa güldürebilmek için aklıma gelen her şeyi .... dur bir saniye elbetteki her şeyi söylemedim. Ancak söylenebilecek olan her şeyi söylemeye çalıştım.

Saat 10:05 ... bana " beni birazdan alacaklar" dedin. Tüm kalbimle seni hissettim. Belki de bende senin bir parçanım artık. Sanki ameliyata giren bendim.    Telefonunundan bir tanecik mesaj daha geldi daha sonra saat 10:21 " ...... hazırlıyorlar birazdan ameliyata girecek, ben arkadaşıyım telefon bende".

Eminim ki kolay bir zaman geçiremiyorsun şu anda ,ne durumda olduğunu merak ediyorum oturduğum yerden. Bir kaç defa üstümü değiştirmek için hamle yaptım giysilerime ,ancak bir noktadan sonra kendimi durdurdum. Telefonum tam önümde duruyor ,aramızda ölçmek istesen 15 cm bile yoktur. Gözümü ayıramıyorum telefondan. Belki bir mesaj gelir, belki de çalar diye bekliyorum.

Saat : 11:19 ... Halen bir ses yok senden.

Saat :  11:23 ... Arkadaşından mesaj geldi "kapısına sedye falan getirdiler birazdan çıkabilir belki" diye. yanına gelmeli miyim acaba ? Halen çok kararsızım. Biliyorum seni göremem gelsem bile ama sana yakın olabilmeyi istiyorum.

Az önce arkadaşını aradım, senin halen içeride olduğunu söyledi. Yerimde durmakta zorluk çekiyorum artık. Evin içini şimdiden 4 defa turladım. Bilmeni isterim 4 defa tur atınca hiçbir şey değişmiyormuş.

Saat :  11:50 ... Ameliyattan sıhhatli bir şekilde çıksan da , bende mutlu olsam azıcık diyorum kendi kendime. Ayrıca dün benden istediğin t-shirt'ü de almaya gitmem gerek. Sana bir şekilde ulaşabilsem keşke.

Hayatımda hiç bu kadar uzun bir gün geçirmedim. Ömrümün sanırım bir 5 yılını verdim bu bekleyiş sırasında. Umarım sen bunları sağlıklı ve mutlu olduğumuzda bana geri verirsin.

Saat  12:01 ... Halen senden bir haber yok. Bu doktorlar öğle yemeğine ya çıkmıyorlar yada o masada yiyorlar olabilir mi acaba ?

Kafamı masaya dayamış bir halde seni düşünüyorum burada, aklımda bir sürü soru bir sürü anı dolaşıyor. Ama o kadar hızlı hareket ediyorlar ki hepsinden ufak parçalar seçebiliyor zihnim. Daha güne başlayamadan yorulduğumu hissediyorum.

Saat  12:12 ... Hiç ses yok halen.  :(

Bir şeyler yolunda gidiyor diye düşünüyorum. Yoksa "kötü haber tez duyulur" mantığı ile, neresi bunun mantık bilmiyorum ancak kendimi bir şekilde avutuyorum şu anda.

Saat  12:25 ... "Kötü haber tez duyulur" dedim ve mesaj geldi hemen. Doktorunun ilk denemesi başarısız olmuş.Bir kere daha deneyecekmiş. Risk altında olduğunu söylemişler.

Saat  12:44 ... "Doktor içeri girdi" mesajı geldi şimdi , oysa ben burada sürekli olarak "yanındayım sevgilim, güçlü ol aşkım." veya "Her şey geçecek bitanem, canın daha fazla yanmayacak" diye sana sesleniyordum. Ne zaman bitecek bu bilmiyorum , ama aklım sürekli sende.

Neredeyse ameliyatın iki buçuk saate yaklaştı.

Saat 12 :55 ... "Ameliyat başarılı" mesajın geldi... çok mutluyum , o kadar mutluyum ki anlatamam hissettiklerimi. Umarım iyisindir , umarım canın çok acımıyor ve umarım rahatsındır.
Bir yarım saat daha içeride tutacaklarmış seni, sanırım sinirlerin tekrar yapışmasın diye bekletecekler seni.
Biraz daha dayanmam gerek. Sonra her şey bitecek.

Sensiz geçen bu zorlu günde, bana destek veren yada sana yakın olduğumu hissettiren şeyin incecik ve bir bilek çevresi uzunluğundaki basit bir ip parçası olması gerçekten garipti. Kalın bir ipin çevresine sarılı rengarenk iplerden oluşan bu ince bilekliği sağ koluma takmıştım dün akşam. Oysa sen bu bilekliği sol bileğimde görmek isterdin biliyorum. Sebebini de anlıyorum, kalbime yakın olacaktı. Ancak , bana göre sağ elimde olması gerekiyordu, çünkü sana her zaman sağ elimle dokundum. Senin varlığını bu elde hissettim. Ancak kabul ve itiraf ediyorum ki, doktorunun ikinci operasyona öncesinde çıkmasıyla sol elimle bu incecik bilekliğe yapıştım ve dualar ettim. Yeter ki sen iyi ol !

İyi olduğunu öğrendim çok şükür. O kadar mutluyum ki.

3.Gün "Eve Geçtin"

Güne senle başladım. Muhteşem bir zamanlamaydı bu benim için ,son 1 aydır ne zaman seni hissetsem ya telefonum çaldı yada mesajın geldi. Ve bir şekilde aynısı bu sabahta oldu. 08:35 gibi birden seni hissettim, elime telefonumu aldığımda mesajın geldi. Çok güldüm ve mutlu oldum. Uzun uzun telefonda konuşabildim seninle, gerçekten her söylediğin sözde mutlu oldum. Sesin canlı geliyordu. Aynı benim en başta tanıdığım kadının sesi gibiydi. Belli bir gün önceki ameliyatın verdiği yorgunluğu üzerinden atabilmişdin.

Seni yalnız bırakmamak için o hastane odasında elimden geldiğince yanında olmaya çalıştım. Elbetteki fiziksel olarak olamazdım ama sesimle ve ruhumla yanında olmaya çalıştım. Yeter ki huzurlu ol istedim.

Biliyorum çok yoruldun, acı çektin, sıkıldın ve pek de uygun olmayan yerlerin ağrıdı. Ancak ,bunları bir şekilde atlatabildiğini görmek beni çok mutlu etti. Sen gördüğüm nadir güçlü kadınlardan birisin, sen gördüğüm en çok düşünen kadınlardan birsin.Bazen bu özelliğin beni çıldırtıyor ancak, seni bu şekilde kabul ediyorum.

Neticede bugün 14:00 civarlarında hastaneden çıkabildiğinde ,gerçekten içim çok rahat edebildi. Neticede 2 gündür küçücük bir oda da tek başına zaman geçirmek zorunda kaldın. Sonunda ailenle ve sevdiğin dostlarına bir arada olabileceksin.

Sensiz geçen bir günün ardından yazıyorum bu satırları, gerçekten insan çok alışınca bir şeye ve bu bir şeyde "sen" oluyorsan. Uzak kalmak gerçekten günden güne zorlaşıyor. Bugün kendimi oyalamak için ne kadar saçma şey varsa yaptım. Ama öncelikle uzun ve sıcak bir banyo yapmam gerekiyordu. Ne zaman böyle uzun ve sıcak bir banyo keyfi yapabilsem kendimi tazelenmiş hissedebiliyorum.

Aklım hep sendeydi. Bir şekilde sana nasıl ulaşırım diye yollar düşündüm. Aklımı başka bir işe verebilmem her gün daha da zorlaşıyor.Bir gelecek hayalim var seninle, bir umudum var.

Seni çok seviyorum .


4.Gün "Kavuşma"

Bir şekilde de olsa, geç de olsa, beklemiş olsam da seni bu sefer görebildiğim için çok mutluyum. Gerçi sonu çok eski Fransız Sineması tadında gelişmiş olsa da , ben genelinde mutluyum.

Yanına gelişim, yada gelmeye çalışmam bir hayli komikti bence, bir ara ciddi ciddi " evet, bu kesin bir kamera şakası" dedim kendi kendime, kabul ediyorum.

Kapına geldiğimde yağmurluğumun altına sakladığım bir buket çiçeği gösterdiğimde suratın cidden komikti.Koca bir buket satı ve beyaz çicek seni mutlu eder diye düşündüm.Ve hemen ardından , uzun uzun sarıldık birbirimize , mmmm.....ne kadar da güzeldi.Çok özlemişim kokunu , saçlarını , tenini.
Çok kısıtlı bir süre içinde birlikte bir film izleyebildik, o arda dondurma yedik ,gerçi biraz dondurma işinin suyunu da çıkardık ama dondurma eski çağlardan beri aslında böyle yenir, millet bilmiyor. Sonra seni izledim.Gözlerine baktım, saçlarına dokundum, seni ezberledim. Tüm yüz hatlarına tek tek baktım.Unutmamam gerekiyor.

Dudaklarım dudaklarına temas ettiğinde, dudaklarındaki o tatlı tat, o güzel sıcaklık beni benden aldı. Doya doya öpebiliyordum ki , "Ding Dong" ..... kapı mıydı bu ? .... "evet kapı". Annendi gelen. Nasıl bir hızla eşyalarımı topladığımı , nasıl bir hızla kapınıza ulaştığımı şu an halen hatırlamıyorum cidden. Asansörün en alttan yukarı gelişinin sesi halen kulaklarımda ve ilk defa "bu asansör amma da yavaşmış" dediğime çok sevindim.Göz ucuyla asansörün "2"inci katta olduğunu gördüğümde , ayakkabılarımı bile giymeden bir alt kata sessizce inmeye başladım.

Çoraplarımla en alt kata kadar sessizce indim neticede, ellerim süper titriyordu. Sen bu arada bana telefondan mesaj atmış ancak ben bir türlü titreyen parmaklar yüzünden doğru düzgün yazmayı becerememiştim. Kaç defa aynı yanlış harfe basıp sildiğimi şimdi hatırlamıyorum.

Çok ama cidden çok kısa sürdü görüşmemiz. Eminim ki hapisteki insanlar bile sevdikleriyle daha uzun görüşüyor olmalılar. Günümün geri kalanı huzurlu geçti , ama yan etkileri de olmadı değil, seni daha çok özlemiş oldum bu sefer de.

Akşam yatmadan önce yatağımda resmine baktım. Öptüm.

Seni her gördüğümde nasıl öpüyorsam , öyle öptüm resmini.

Seni Seviyorum.


24 Nisan 2012 Salı

Huzur Bahçem

Hemen hemen herkesin hayalinde bir "huzur bahçesi" vardır. Kiminin ki deniz kıyısındadır, kiminin ki orman içindedir ve kiminin ki ise garip bile olsa basit bir çöldür.

Benim huzur bahçem aslında çok klasik bir bahçedir, bir çok tabloda veya filmlerde gördüklerimizden farklı değildir. Tarif etmek gerekirse ; Yüksek bir yamacın kenarında büyük güzel bir Çınar ağacının denize bakan tarafında dibine oturmuş olarak ufka bakarken hayal ederim kendimi sürekli. Hava kapalıdır, bulutlar hızlı ilerler, yer yer şimşek çakar deniz üzerinde. Gözlerimde çakan şimşeklerin parıltısı ile hafif bir yağmuru izlerim uzaklarda.

Oturmuş yağmuru izlerken bir yandan da dudaklarımdan kelimeler dökülür , bazen bir ahenk ile , bazen bir hikaye olarak. Hikayelerim benle ilgilidir, yaşadıklarımla, geçmişimle ve gelecek hayallerimle. Ahenk içerenler elbetteki şiirlerimdir, şiirlerim ise sevdiceğime seslenir her zaman. İçlerinde her zaman özlem vardır, içlerinde her zaman heyecan vardır.


Ne zamanki sana yaklaşsam
yavaşca ve sessizce
Ne zamanki seni göreceğimi bilsem
heyecanla ve mutlulukla
Ve ne zamanki sana sarılsam
gururla ve çoşkuyla
O zaman hissediyorum kokunu 
ve görebiliyorum ki 
Güzel gözlerinin içindeki mutluluğu

Belki biraz kısa olabilirler ama belli ki bu kadar kısa ve az kelime ile anlatılabilmesi çok büyük duygu ve hisleri aktarmaya yetiyorlar.

Kimi zaman şiirlerim şarkılara dönüşür. Upuzun bir şarkı oluverirler. Hafif bir tınısı olan , hiç bitmesini istemediğim bir melodi ile çıkarlar dudaklarımdan.

Ama Huzur Bahçem de hep yalnızımdır. Orası benim , orası kalbimin aynasıdır. Bir gün , gideceğim yerdir.
Günü geldiğinde benim dudaklarımın susacağı, ancak çınar ağacının dallarına tünemiş olan bülbülerin güzel bir ezgi ile hikayemi anlatacakları yerdir.  

:)

1 Nisan 2012 Pazar

Şovalye

Merhaba ,

Dünya tarihine baktığımızda tarihin yalnızca "savaşlar"dan ibaret olduğunu ve sadece savaş tarihinden bahsettiğini görürüz.

Savaşların çıkış sebepleri genelde yada çoğunlukla aynı ; Toprak, altın , din , güç elde edebilmek.

Dünya tarihini okudukça yukarıda saydıklarımız için katledilen milyonlarca insanı görüyoruz. Dağılan yuvalar, kaybolan geçmişler, yok olan güzel anılar.

Ancak tarih çok az da olsa farklı savaş sebeplerini de yazabiliyor bazen, aşkı , sevgi ve tutku gibi.
Tarihin en büyük savaşcısı , kitle katili, şehirleri yok eden, zalim , korkusuz savaşcısı "Cengiz Han" bile bu amaç ile başladı yoluna. Sevdiği kadın için bir yola çıktı , sevdiği kadın için savaştı , öldürdü.

Ne çağda yaşarsak yaşayalım, bugün yaşanan aşk ; geçmişte milyonlarca kez yaşandı, gelecekte de yaşanacaktır. Ama unutmamak gerekir ki, ben bugünü yaşıyorum. geçmişte birini sevmedim, gelecekte ise .. kimbilir. Bugünü , aşk ile birleştirebiliyorsanız eğer. şanslısınız demektir.

Bir dostum bana bir gün şöyle bir söz söylemişti "kendimi bir şovalye gibi hissediyorum, onun şovelyesiyim ve onun için savaşıyorum her zaman, işte bana gücümü veren bu." bu sözleri duyduğumda gerçekten çok şaşırmıştım. modern çağda bir kendini şovalye ilan eden bir genç adam, aşkı için savaşıyor , aşkı için ayakta kalıyordu.
Çok hoşuma gitmişti bu fikri, ve ilk fırsatta bunu kendi üzerimde denedim.Ben bir şovalye olmalıydım, onun için savaşmalıydım. Şansıma sevdiğim kadının yanıma gelip kulağıma fısıldadığı "kazanmanı istiyorum" demesi apayrı bir motivasyon olmuştu. Onun için savaştım, onun için dövüştüm ve kazandım !

Elbetteki Dünya Tarihi bu kişisel savaşımı yazmayacak asla :) ama ben biliyorum ve artık bu yazıyı okuyan sende biliyorsun :) 

Hepimiz bir savaş veriyoruz yada birden fazla savaşa girip çıkıyoruz. Bugün baktığımda son savaşımın üzerinden bir hayli zaman geçmiş aslında. Ve gene bir savaşa başlıyorum, gene bir şovalye oldum, kılıcımı elime aldım. Önceden mücadelelerimde sadece korkmuyordum, şimdi ise hem korkmuyorum hemde kazanma .. aşkım için kaznma azmim de var. Karşıma kim çıkarsa çıksın bilmeli ki kazananıcam.

Çünkü artık yeni bir tarih yazıyorum .... prensesim için savaşıyorum.

Saygılarımla





23 Mart 2012 Cuma

Masum bir ...

Öpücük , .....  :*

Ne çok şeyi simgeliyor bizler için , başta sevgiyi, ardından da saygıyı.

Eskiden uzaktaki bir yakınımıza "büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperim" derdi. Bunu artık pek duymuyoruz. Veya geçmişte bir büyüğümüzü ziyaret ettiğimizde veya karşılaştığımızda hemen elini öper başımza koyardık. Şimdi bunu yanlızca bayramlarda görebiliyor oluşumuza ne kadar da acı.

Herkesin öpücük ile ilgili bir ilk hatırası mutlaka ki vardır, mesela "ilk sewgi öpücüğünüz".  Benim ilk sevgi öpücüğüm biraz merak biraz tek arkadaşıma olan sevgiden kaynaklanmıştı. Sanırsam 4 veya 5 yaşlarındayık. Eski Türk filmlerinde gördüğümüz temel yapıyı ilham alarak her gün oynadığımız oyunlarda ben "esas oğlan" , küçük kız arkadaşımda "mahallenin güzel kızı" olurdu. Ve ya ben onu kötü adamlardan savaşarak kurtarırdım, yada o bana kaçardı.

Neticesinde hep gördüğümüz "mutlu son"u bizde denemeye karar vermiştik masumca. Çok heyecanlıydık nedense, sanırım biri görücek ve bize kızacak diyeydi. Sabırsızca bir'den üç'e kadar saydık ve gözlerimizi kapatarak ( en azından benimki kapalıydı eminim ) minik dudaklarımız birbirine değmişti.

Sonrasında İsviçreli bilimadamlarını kıskandıracak bir değerlendirme sürecine de girmiştik. "Adam kızı öptüğünde kız kendinden geçiyordu, sende olmadı mı o şimdi ?" ve daha olabilecek ne kadar komik ama bir o kadar merak uyandıracak masum soruyu sormuştuk birbirimize.

Zaman ilerledikce ve yolumuza çıkan bir sürü insanı da düşünüce bu deneyimi farklı farklı yaşamaya başladım. Herbirinde , bir diğerinden farklı hisler , kimilerinde ise bazılarında olduğu gibi hissiz anılar edindim. Yorumlamaya , anlamaya ve kullanmayı öğrendim.

Bugün hepimiz için geçerli olan nokta "öpücük" özel hislerin, anlatılmaz hislerin veya anlatılması gereken hislerin farklı gösteriliş biçim olarak hayatımızda yerini alıyor. İyi ki de alıyor.

Bundan bir ay önce bir kızı öptüm sessizce. Bekliyor muydu , ben bekliyor muydum bunu yapıcağımı kestiremiyordum. Ancak dudaklarım ne zaman ki, kızın dudaklarına değdi , bu yaptığımın ne kadar da doğru olduğunu anladım. Birazcık kısa sürdüğünü hatırlıyorum, ama binlerce sayfalara sığacak kadar anlam da taşıyordu. Üzerinden tam bir ay geçtiğine inanamıyorum, bugün bunu tekrar yaşayabilmeyi ne kadar da çok isterdim.

Benim üzerimde bıraktığı etkiyi düşününce çok şaşırıyorum gerçekten de, ancak diğer bir açıdan bakmak da bilmem gerekir mi ? O kız neler hissetti acaba ? Şaşırdı mı? Korktu mu ? Kızdı mı ? Sevindi mi ? ...  Sormak büyüyü bozar mıydı ? Acaba yarın oturup bunları "isviçreli bilimadamlar"ı gibi konuşabilicek miyiz ?

Sorular herzaman hayatımızda olucak, cevapları da her zaman gizli kalıcak. Çünkü tüm masum öpücüklerin bir büyüsü vardır. Ne söylersek söyleyelim, ne yorum yapacaksak yapalım. O an ki hissimiz hep kendimiz için özel kalıcaktır. Ne yazıya dökülebilinir, ne şarkılar için şiir olur.

Küçük masum bir "öpücük" hayatınızı değiştirebilir. İçinde yeter ki gerçek duygular olsun.

Saygılarımla

9 Mart 2012 Cuma

Adını Söylüyorlar

Hayatın ; düzensiz, karmakarışık ve hatta birazda çılgın olduğunu düşündüğümüz bir dönem yaşarız. Bu dönem kendini bir çok kere tekrarlar hayatımız içinde. Ve biz her zaman en sonuncuyu hatırlarız.

Aynı şey dünyamız içinde geçerli aslında yada belki de :) Neticede bize anlatılan hikayelerde bir "Büyük Tufan"dan bahsedilir. Nedir bu "Büyük Tufan" peki ? Tüm dünyanın yoğun yağmur ile birlikte sular altında kalması ve bir grup seçilmiş veya hak edenin kurtularak, günümüz dünyasını tekrar baştan kurduğundan bahseder.

Peki 4,54 milyar yıl yaşında olduğu tahmin edilen Dünyamız yalnızca 1 kere mi bu  korkunç gerçekle yüzleşti ve bizler bunu hatırlıyoruz. Elbetteki "Hayır" ! Kim bilir ne kadar çok bu ve benzeri zorlukları yaşadı dünyamız. Bugün aynı şeyleri kendimizde de yaşıyoruz.Hemde her zaman yaşıyoruz.

Kendime dönüp baktığımda , sessiz odam da tek başıma otururken buluyorum. Neden "tek" başıma oturuyorum bu oda da ? Ancak garip olan , tek başıma olsam dahi bir gürültü , bir heyecan ayrı bir sohbette duyabiliyorum.
Konuşan "yüreğim" ve "zihnim" nasılda heyecanlı bir şekilde konuşuyorlar anlatamam.

Belli ki keyifli bir sohbet başlamış gene ,her iki tarafa da aynı mesafeden bakıyorum.Yüreğim ; belli ki inatçı bir kişiliği var. Fazla "dediğim dedik" takılıyor yaşamını.Deneyimlerine güveniyor. Kurnazca hareket ediyor. Elindeki gücün farkında "ben yüreğim, ben olmasam bu vücudun bir robottan farkı olmaz" diyor.

Ancak Zihnim ; mantık ile ,bilgisi ile olan cephanesini sükunet becerisi ile avantaja dönüştürebiliyor.Yüreğin zayıflıklarının farkında. Ama cevaplayamadıklarının karşısına çıkmasından da sıkkın ve mutsuz.

Her ikisinin sohbeti gene sıradan diye düşünüyorum.Ancak o kadar sıkılmış durumdayım ki, kulak kabartıp onları dinlemeye başlıyorum.Birbirlerine bir şey hakkında ahkâm kesiyorlar. "Kimin haklı yada kimin haksız olup olmadığı yönünde bir sohbet herhalde" diye düşünüyorum. Ancak, dinledikçe fark ediyorum ki, konun bunla ilgisi bile yok. Birbirlerinden yardım umarak bir konu hakkında çözüm aradıklarını anlıyorum.

Şaşırıyorum, farkında olmadığım bir durum hakkında "zihnim" ve "yüreğim" kafa kafaya vermiş çözüm arıyorlar. Yüreğim "belli ki bu kızı seviyoruz ve belli ki bırakmayacağız peşini de. En son böyle bir olay yaşadığımızda beni görmezden geldi ve sana uydu. Ne kadar çok acı çekmiştik". Zihnim ise kendini hemen savunuyor; "Evet ama sana uysaydık bu seferde sonu bilinmeyen bir yola girecektik, hatta belki de daha kötü ve uzun bir süre acı çekecektik.O dönem için en doğru karar buydu hepimiz için".

"İlginç bir şekilde benden veya bizden bahsediyorlar ve çok da endişeliler.Ben kendimi ne duruma soktum gene acaba?" diye düşünürken buluyorum kendimi. Biraz geriye gidiyorum hafızamda en son ne yaptım yada neler yapmadım diye merak içindeyim.

Ağustos 2010 tarihinden bugüne kadar tüm dikkatimi vererek yoğunlaştığım tek bir konu var. Bu konuya o kadar yoğunlaştım ki , tüm hayatım yalnızca bu konu hakkında araştırma , öğrenme ve uygulama üzerine oldu. En son yaşadığım hüznü unutmam için gereken güce sahiptim. Odaklanabiliyorum yaptıklarıma, zihnim ve yüreğim benimle birlikte savaşıyorlar bir uyum içindeler. Onlar varken yanımda , korkuyorum. Belki de umursamıyorum. Kendimi biliyorum. Yaşadıklarımı biliyorum. Özlemiyorum daha fazla !

Ancak yakın tarihime yaklaştıkça ,bir şeylerin değiştiğini söylemek doğru olur mu bilemiyorum.Neticede halen savaşabiliyorum, halen korkmuyorum ve Umursamıyorum. Ancak bir duygu var ki öncekilerden farklı sesleniyor.Sürekli geriye bakıyor benle beraber ilerlerken. "Özlüyorum" , özlem duygum benle birlikte ilerliyor fakat aklı bambaşka yerlerde geziyor. "Ne zamandır özlüyorum?" diye hatırlamaya çalışıyorum. Garipsemiştim, bunu beklemiyordum neticede. En azından şimdi fark edebiliyorum ki zihnim ve yüreğim neden bu kadar hararetli bir şekilde konuşuyorlar.Kendi kendime gülümsüyorum, camdan dışarıya simsiyah gökyüzüne bakıyorum. Gözlerim nereye bakacağını biliyorlar, "AY" bir kez daha mesaisine başlamış. Merakla kendi kendime soruyorum "şu anda acaba kaç kişi benim gibi , Ay'a bakıyor?" .

Zihnime ve Yüreğime sesleniyorum ,"Dostlarım, lütfen sakin olun. her ikinizde biliyorsunuz ki, zaman bu gibi durumlarda hepimize yardımcı olabiliyor. Özlem duygumuz sadece heyecanlı bu aralar, onla ilgilenin ona destek olun , yalnız hissetmesin kendisini !" Şimdi baktığım zaman ; yüreğim ve zihnim birlikte özlem duyguma güzel bir ezgi söylüyorlar.

Adını söylüyorlar !

2 Mart 2012 Cuma

Gökyüzü Halen Aynı

Fark ettirmeden ona bakıyordum, ama eminim ki biri fark etmiştir, neticede ben birine bakarken , bir başkası da bana bakıyordur ! Bu böyle sürüp gider ne yazık ki. Yeri , zamanı veya mekanı fark etmez. Sen yanlızca dur ve kafanı kaldır, gözün başka bir göze mutlaka temas edicektir.


Biz ilk defa birbirimize baktığımızda herşey gerçekten durmuştu. Kalbimin varlığını ciddi bir biçimde hissetmiş ve yanlızca bir kaç saniyeler içinde korkunç bir sıcaklık ile birlikte vucudumu kaplayan terin hissi.


Ne mi oldu peki ? ahh.. eski Türk Filmlerini aranızda izlemiş olan varsa benim bu tasvirimi hemen gözünde canladırabilecektir. Bizim için yeterince uzun ancak sizler için çok ama çok kısa bir süre içinde birbirimizn gözlerinin içine baktık, gülümsedik bu gözlerle , uzun süredir konuşmadığımz kadar çok konuştuk, her sözümüzü hatıladık ve en sonunda ikimizde artık vaktin geldiğini bilerek birbirimize sıkıca sarıldık.


O kadar sıkı sarıldık ki, vucutlarımı birbirinin nefes almasına izin vermiyordu. Ancak nedense bu sefer, gözlerde yaşadığımız o uzun sohbet ve tüm süre , sarılırken yaşadığımız sürenin anca bir an'ı gibiydi. Neden yetmemişti bu sarılma bize?


Ellerimizin birbiri içinde sımsıkı kenetlendiğini anlamam ancak bir kaç dakika sonra bindiğimiz taksi içersine denk geldi. Doğaldı, basitti, halen ellerimiz kenetlenmiş ama birbirimize bakmaya utanıyorduk. Konuşamadık bir süre boyunca, ne diyeceğimi bilemiyordum, aynı hisleri onunda oaylaştığını biliyordum ama. Bir kaç dakika önce tüm konuşmaları gözlerimizle , kalbimizile yapmıştık. Peki konuşacak bir şeyimiz kalmadı mı ?


Heycandan olsa grek taksi şöförüne nereye gideceğimizi söylemyi unutmuşum. Şöför efendi beni nazikçe uyardığında fark ettim ki, "nereye gideceğimizi cidden bilmiyordum". Kendisine "Taksim Meydanı lütfen" diyebilme becerisini gösterdim ve fark ettim ki , gözlerimizle yaptığımız onca konuşma ve diğerleri içinde ağzımızı hiç açmamıştık. Haliyle sesim bir hayli çatlak olarak çıkıpta beni rezil edince , birlikte çok güldük  :)


Meydan da taksiden inince içimdeki o dürtüye kendime kaptırdım ve "evet, işte sevdiğim kadın yanımda" dercesine ellinden tutarak yürümeye başladık. İnanılmaz güzeldi, inanılmaz derecede gerçekti. Hayalini kurduğum, gece yatağıma yatarken kendi kendime sözler verdiğim herşeyi yaşayabilirdim artık.


Bizi dışarıdan gören birinin tepkisini ve fikrini merak etmeye başladım bir noktadan sonra. Kesinlikle insanların aklından geçen şey "hey şu çift kendilerini halen lise aşıkları zannediyor olsa gerek" diyebilirdi.
Yüreğim kıpır kıpırdı.


Ancak her güzel şeyin bir sonu vardır.Canınızı acıtır, kanınız çekilir, çaresizlik hemen ardından gelir. "Ne oluyor yahu ?" demenize fırsat kalmadan ellerinizi içinin boş , gözlerinizde yaşlarla kalırsınız. 10mt önünzde yolculuğuna başlamk üzere uzaklaşır sizden. O uzaklaşırken , döner ve gözerinizin içine yalvaran gözlerle ve yanaklarından durmadan akan yaşlarla bir kez daha bakar. Koşmak , sarılmak istersin, göz yaşlarını silmek ve o yaşların geçtiği her yeri öpmek istersin...... ama sadece isteyebilirsin .


Zaman geçer , mevsimler değişir.... bir bakmışsın neredeyse 1 yıl olmak üzeredir. Ama sen her sasbah olduğu gibi odanın camından baktığında aynı gökyüzünü görürsün. Kuşların kanat çırpışını izlersin. Ne değişti diye düşünürken bulursun kendini , oysa bu sorunun cevabını dünde verememişsindir kendine.


Kendi kendine kızarsın, kendine küser ve hatta konuşmak istemezsin. İçe döner ve yanlızlığınla bu hayatı bitirmeye karar verdiğin bir dönemin olur.Kendini işine, basit ama az anlamlı bir hayatın doğru ve gerçek olduğu yönünde kandırmaya çalışırsın.


Ancak gün gelir kendini bir silkelemek istersin artık, belki "bahar"ın etkisi bu , belki de içinde çırpınan kalbinin ezgisi bu. Belki de her ikisi de , sana hayatı hatırlatmak için , tekrar sevmen için , mutlu olabilmen için fırsat tanımak istiyorlardır.


Bu fırsata kulak vericem.