Fark ettirmeden ona bakıyordum, ama eminim ki biri fark etmiştir, neticede ben birine bakarken , bir başkası da bana bakıyordur ! Bu böyle sürüp gider ne yazık ki. Yeri , zamanı veya mekanı fark etmez. Sen yanlızca dur ve kafanı kaldır, gözün başka bir göze mutlaka temas edicektir.
Biz ilk defa birbirimize baktığımızda herşey gerçekten durmuştu. Kalbimin varlığını ciddi bir biçimde hissetmiş ve yanlızca bir kaç saniyeler içinde korkunç bir sıcaklık ile birlikte vucudumu kaplayan terin hissi.
Ne mi oldu peki ? ahh.. eski Türk Filmlerini aranızda izlemiş olan varsa benim bu tasvirimi hemen gözünde canladırabilecektir. Bizim için yeterince uzun ancak sizler için çok ama çok kısa bir süre içinde birbirimizn gözlerinin içine baktık, gülümsedik bu gözlerle , uzun süredir konuşmadığımz kadar çok konuştuk, her sözümüzü hatıladık ve en sonunda ikimizde artık vaktin geldiğini bilerek birbirimize sıkıca sarıldık.
O kadar sıkı sarıldık ki, vucutlarımı birbirinin nefes almasına izin vermiyordu. Ancak nedense bu sefer, gözlerde yaşadığımız o uzun sohbet ve tüm süre , sarılırken yaşadığımız sürenin anca bir an'ı gibiydi. Neden yetmemişti bu sarılma bize?
Ellerimizin birbiri içinde sımsıkı kenetlendiğini anlamam ancak bir kaç dakika sonra bindiğimiz taksi içersine denk geldi. Doğaldı, basitti, halen ellerimiz kenetlenmiş ama birbirimize bakmaya utanıyorduk. Konuşamadık bir süre boyunca, ne diyeceğimi bilemiyordum, aynı hisleri onunda oaylaştığını biliyordum ama. Bir kaç dakika önce tüm konuşmaları gözlerimizle , kalbimizile yapmıştık. Peki konuşacak bir şeyimiz kalmadı mı ?
Heycandan olsa grek taksi şöförüne nereye gideceğimizi söylemyi unutmuşum. Şöför efendi beni nazikçe uyardığında fark ettim ki, "nereye gideceğimizi cidden bilmiyordum". Kendisine "Taksim Meydanı lütfen" diyebilme becerisini gösterdim ve fark ettim ki , gözlerimizle yaptığımız onca konuşma ve diğerleri içinde ağzımızı hiç açmamıştık. Haliyle sesim bir hayli çatlak olarak çıkıpta beni rezil edince , birlikte çok güldük :)
Meydan da taksiden inince içimdeki o dürtüye kendime kaptırdım ve "evet, işte sevdiğim kadın yanımda" dercesine ellinden tutarak yürümeye başladık. İnanılmaz güzeldi, inanılmaz derecede gerçekti. Hayalini kurduğum, gece yatağıma yatarken kendi kendime sözler verdiğim herşeyi yaşayabilirdim artık.
Bizi dışarıdan gören birinin tepkisini ve fikrini merak etmeye başladım bir noktadan sonra. Kesinlikle insanların aklından geçen şey "hey şu çift kendilerini halen lise aşıkları zannediyor olsa gerek" diyebilirdi.
Yüreğim kıpır kıpırdı.
Ancak her güzel şeyin bir sonu vardır.Canınızı acıtır, kanınız çekilir, çaresizlik hemen ardından gelir. "Ne oluyor yahu ?" demenize fırsat kalmadan ellerinizi içinin boş , gözlerinizde yaşlarla kalırsınız. 10mt önünzde yolculuğuna başlamk üzere uzaklaşır sizden. O uzaklaşırken , döner ve gözerinizin içine yalvaran gözlerle ve yanaklarından durmadan akan yaşlarla bir kez daha bakar. Koşmak , sarılmak istersin, göz yaşlarını silmek ve o yaşların geçtiği her yeri öpmek istersin...... ama sadece isteyebilirsin .
Zaman geçer , mevsimler değişir.... bir bakmışsın neredeyse 1 yıl olmak üzeredir. Ama sen her sasbah olduğu gibi odanın camından baktığında aynı gökyüzünü görürsün. Kuşların kanat çırpışını izlersin. Ne değişti diye düşünürken bulursun kendini , oysa bu sorunun cevabını dünde verememişsindir kendine.
Kendi kendine kızarsın, kendine küser ve hatta konuşmak istemezsin. İçe döner ve yanlızlığınla bu hayatı bitirmeye karar verdiğin bir dönemin olur.Kendini işine, basit ama az anlamlı bir hayatın doğru ve gerçek olduğu yönünde kandırmaya çalışırsın.
Ancak gün gelir kendini bir silkelemek istersin artık, belki "bahar"ın etkisi bu , belki de içinde çırpınan kalbinin ezgisi bu. Belki de her ikisi de , sana hayatı hatırlatmak için , tekrar sevmen için , mutlu olabilmen için fırsat tanımak istiyorlardır.
Bu fırsata kulak vericem.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder