"Deniz aşırı bir ülkede yaşayacaksın..."
dediğinde falcı kadın, tüm ciddiyetimle karşısında istediği rolü oynamaya gayret göstererek, şaşkın ve inanamayan gözlerle kendisine bakarken, içimden de "oldu daha neler söyleyecek acaba" diye düşünceler içerisindeyim.
Sene 1998 Bahar başı, üsküdar da bir ev.
O dönem Kocaeli Üniversitesi'nde öğrenciyim, beni buraya sürükleyen hem de okul günü sürükleyen okuldan bir kız arkadaşım ile geldik.
Bir önce ki gün,
"N'olur gidelim, çok ünlü bir falcıymış, her dediği çıkıyormuş.
"Yahu saçmalama, öyle şey olu mu?"
"Bu diğerleri gibi şarlatan değilmiş, hadi gidelim."
"Benim orada ne işim var, bir sürü kadın ve kız vardır."
"Olsun, bir şey olmaz. Beni yanlız gönderme, yanımda erkek olsun." dedi ve kendi kendime "işte o ihtiyaç duyulan erkek benim !" diyerek gaza geldim.
"Tamam gidelim hadi" dedim nedense bir heyecanla …. akılsız başım.
Sene 2000'e 2 var. Tüm dünya değişmek üzere ve çok büyük bir teknolojik sıçrama bekleniyor.
Elimde babamın aldığı Panasonic marka cep telefonu var. Ama henüz yeterince akıllı olmadığı için mesaj atabiliyor ve kuru kuru telefon konuşması yapabiliyorsun. Böyle telefon mu olur sanki ?!?!
Haliyle elimizde bir defter sayfasının köşesine karalanmış bir adres ile Üsküdar sokaklarında yokuş yukarıya doğru saf saf yürüyoruz.
O yılların esnafları şimdikiler gibi değil normalde, adamlar bir nevi "Google Maps" gibi çalışıyorlar, kime sorsan iyi veya kötü yol tarif edebiliyor. Elbette ki nokta atışı olmuyor hiç biri ancak, genede hedefe doğru ilerleyebiliyorsunuz.
Bir aşamadan sonra ilgili Falcı ablayı bilen esnaf sayısı artmaya ve daha temiz bilgiler vermeye başladılar.
"Neden gidiyoruz bu falcı'ya?" diye sormakta tabi ki her şapşal erkek gibi evin önüne gelince aklıma geldi.
"Sormak istediğim bir kaç şey var?" dedi. Bende elbette aklımdan ciddi ciddi kötü senaryolar geçiriyorum. "Büyü mü yaptılar kıza?" veya "Aileden birinin başı derde mi girdi?" gibi şeyleri düşünüp üzüldüm en baştan ciddiye almadım diye.
Binanın önüne geldiğimizde ilginç bir şekilde bir sürü insanın içeri ve dışarı koşturduğunu gördük, ben o an "Vergi Dairesi" gibi diye düşündüğümü hatırlıyorum.
Bizi bir korku sardı o an, ufak ufak kapıya doğru yaklaştık. Binanın kapısından geçince bizi demirden bir masanın arkasına oturmuş iki teyze karşıladı.
Gayet profesyonel bir şekilde ne için geldiğimizi ve kimin vasıtası ile burayı bulduğumuzu sordular. Ancak ben üzerimden o an ki ortamın şaşkınlığını yaşarken, değerli arkadaşım sanki bir tek bu duruma şaşıran benmiş gibi tüm sorulara tek tek cevap verip bir de "ne hakla böyle soru sorabilirsiniz" tavrı takındı. Ben şaşkın !
Ancak teyzeler hiç mi hiç umursamadılar ve bize 1. kata çıkmamızı , orada sıramız gelinceye kadar beklememizi söylediler. Ben hala şaşkın !
Binanın bir tane asansörü var, o da demir parmaklıklı bir kapı ile kapatılmış, belli ki şahsi kullanımlar için önlem almaya çalışmış bina sakinleri. Birinci kata çıktığımızda şaşkınlığımın bir sınırı olduğunu anladım. Çünkü içerisi ana baba günü, koca bir daire bekleme salonu olarak kullanılıyor ve içerisi o kadar dolu ki nereye oturacağımızı bilemedik.
Aman tanrım … bu nasıl olabilir. Bu kadar insan, bu kadar dertli veya sorunları için çözüm arayan insan ile şu anda aynı odayı paylaşıyorum. Komik olan ise, ben neden buradayım ?
Abartısız iki saate yakın birinci kat veya bekleme katında bekledikten sonra, bambaşka bir teyze kapıdan adımıza seslendi ve bizi üst kata çıkardı.
O zaman anladım ki, bütün bina zaten ilgili Falcı teyzenin şahsi malıymış. Eeee… yuh !
Ben tabi aşağıdaki o iki saatin ardından muhterem falcımızın karşısına çıkacağımızı zannederken, alt katın yarısı kadar başka bir odaya alındık. Ama gene içerisi dolu ve daha telaşlı insanlarla dolu.
Bize gösterilen yere oturunca çevreme bir göz atma ihtiyacı hissettim. Genel çoğunluk her ne kadar kadınlar olsa da, ciddi bir miktarda erkekte görmek beni şaşırtmıştı.
Kimisi yanındaki ile sohbet ederken, kimisi derdi için daha önce neler neler yaptığını anlatıyor. Bir başkası elinde birden fazla beze sarılı ve sanki tüm mal varlığıymış bir eşyaya dalgın dalgın bakıyor. Ellerinde poşet olan bir sürü insan alt kata oranla daha ciddi ve endişeli bir şekilde sırasını bekliyor.
Bu sefer 45 dakikaya yakın bir süre bekledikten sonra arkadaşımın adını seslendiler. Montunu ve çantasını üzerime atarak , (ne de olsa o ana kadar refakatçi veya bir koruma görevlisi rolüm varken, şimdi ise vestiyer olarak hayata devam etmemde hiç bir sakınca yoktu) karşı kapıdan içeri girdi.
Ben orada bir başıma otururken bazıları bana bakarken, bazıları da bir şeyler sormak istermişçesine bir hissiyatla oturuyorlardı. En sonunda yanıma bir adam geldi oturdu da tüm ilgi yeni gelen adama kaydı.
Arkadaşım içeriden gülen gözlerle kapıda göründü, ne olduğunu anlamaya çalışırcasına yüzüne bakıyorum. Bana uzaktan "gel" diye eliyle işaret ediyor. Acaba çantasından bir şey mi istiyor diye hızlı adımlarla yerimden kalkarak yanına gittim ve beni içeri çekti.
Çok büyük bir oda olmasa da sıcak ve basit döşenmiş bir odadaydım. Ancak içeride oturmak için her hangi bir sandalye yok. Genç diyebileceğim bir kadın yerde mindere oturmuş bana gülümsüyor.
"Ne oldu?" diye arkadaşımın suratına bakarken, "Şimdi senin falına bakacak, ben parasını ödedim." dedi.
Her ne kadar doğum günüm olmasa da o an bir yaşıma daha girdim. Ben daha ne cevap vereceğimi bilmeden ve zaten hiç ağzımı açamadan arkadaşım sanki çok çalışkan bir öğrencinin öğrendiği şeyi sabırsızlıkla anlatmak istemesinin verdiği heyecan ile önce falcı ablaya sonra da bana bakarak "Ama erkekler bu gibi durumlarda içeride başka bir kadın olmadan yani yalnız bir şekilde oturamazlarmış, merak etme bende burada olacağım" dedi.
Dedi de, neden dedi? … ne falı? … neden yalnız kalamıyormuşuz? … benim bir sıkıntım yok ki!
Ve o anda falcı abla söze girerek "Eğer bir kaç saniye müsaade ederseniz, arkadaşına bir bakmak istiyorum. Duruma göre buna karar veririz." dedi. Ardında hemen önünde duran bir bardak suya sessizce bir şeyler fısıldar gibi , sanırım dua veya büyülü sözcükler söyledi.
"Sen çıkabilirsin, arkadaşının kalbi temiz. Yalnız kalabileceğimizi söylediler." dedi.
Kim söyledi??? … Neden yalnız kalıyorum odada??? Biz oda da kaç kişiyiz ki ???
"Merhaba, nasılsın?" dedi gözlerinde bir mutlulukla ve hala neden mutlu bilmiyorum.
"Eee … iyiyim. Teşekkür ederim."
"Neye bakmam için geldin?"
"Ben sadece arkadaşım rica ettiği için yanında geldim. Bir sorunum yok" dedim gereksiz bir heyecan ve titreyen sesimle.
Gülümsedi. Bu iyi bir işaret mi? Kötü mü? … ve içeride kaç kişiyiz ???
"O zaman sana genel olarak bir bakalım, ne dersin?"
"Olur, fark etmez" diyebildim omuzlarımı kaldırarak ve içten içe bende baktığı ve gördüğünü iddaa ettiği şeyleri görebilecek miyim diye meraklanmaya başladım.
Ama tam o anda kapı çaldı ve içeri görevli şeklinde bir teyze kafasını uzattı. Önce bana şaşkın şaşkın baktı sonra da falcıya döndü. Sanki şaşkınlığının sebebini biliyormuş gibi "Sorun yok" dedi.
"Acil bir ziyaretçiniz var" dedi ve kenara çekildi. Hemen arkasından ise içeri bir amca daldı, orta yaşlarda ve yurdum amcası kılıklı elinde bir poşet ile tüm heyecanı ile konuşmaya başladı. Destursuz amca :/
"Söylediğiniz kazağı dokunmadan getirdim." diyerek sanki elinde tuttuğu poşet radyasyonlu gibi falcı ablaya uzattı.
Önce bir besmele çeken falcı abla, poşetin içerisinden kazağı yavaşça çıkardı ve adama "yanıma otur" dedi. Sonrasında ise, kazağın etek kısmını hepimiz göreceği şekilde yukarı getirerek iç tarafını çevirdi. Çok geçmeden aradığını buldu ve Destursuz amcaya gösterdi.
Yaklaşık 7-8 cm uzunluğunda kırmızı bir ip orada çok belli olmayacak ve düşmeyecek şekilde kazağa geçirilmişti. İpi yavaşça olduğu yerden çıkarıp aldı. Sonra da amcaya dönerek, "Perdedeki ipi bulabildin mi?" dedi.
Adam cebinden çıkardığı kağıt peçete içine sarılmış bej renkli ipi gösterdi. Falcı abla bunu da alıp, her iki ipi bir kenara koydu ve amcaya "Sen gidebilirsin, gerisini ben halledeceğim. Yarın her şey bitmiş olacak" dedi. Amcamın suratında nasıl bir huzur dalgası ve mutluluk geçti anlatamam.
Amca ve görevli teyze çıkıp kapıyı da kapatınca bana dönüp özür diledi. Kaldığı yerden bakacağını söyleyerek önündeki bir bardak suya doğru ilgini vermeye başladı.
Sanırım 1-2 dakika o odada neler olduğunu anlamadan oturdum. Yerdeki halının desenlerini inceledim. Etraftaki eşyalara göz ucuyla baktım. Sıradan ev eşyalarıydılar.
"Tamamdır" diyerek bana doğru kafasını kaldırdı.
"Çok güzel" dedi. "Öncelikle bu söyleyeceklerim ne bugün, ne yarın ne de haftaya gerçekleşecek şeyler değiller" dedi. "Ama gerçekleşecek şeyler ve gerçekleşmelerini bekleyerek hayatını yaşama, hayatını yaşa ki bunlar gerçekleşsin." dedi.
"Peki" dedim.
"Önünde çok güzel bir gelecek var, ancak bu gelecekten hemen önce biraz sıkılacak ve üzüleceksin." dedi. "İki kere evleneceksin ve iki çocuğun olacak" dedi. Biraz söylediklerini sindirmemi bekledi sanırsam ki ," İlk evliliğin zor geçecek, ama ikinci evliliğinde feraha çıkacaksın." dedi.
Omuzlarımı silktim, başka ne yapabilirdim ki zaten.
"Deniz aşırı bir ülkeye gideceksin ve orada yaşayacaksın. Belki Amerika olabilir, belki Avusturalya ama ana karada olmayacaksın." dedi, ve sanırım sessizliğimi cehalete bağlamış olacak ki sözlerini açıklama isteğinde bulundu "Yani ne Asya ne de Avrupa kıtasında görünmüyorsun" dedi.
"Tamam" dedim , gururum biraz incinmişti açıkçası, ana kara ne demek biliyorum neticede.
"Hayatının geri kalanı güzel ve bereketli ve huzurlu görünüyor." dedi gülümseyerek.
Ne yapacağımı bilemediğim , söyleyeceğimden emin olamadığım ve hatta sözlerinin bitip bitmediğinden şüphe duyduğum için sadece yüzüne baktım.
"Seninle odada yalnız kalmaktan çekinmedim, çünkü öte alemin varlıkları senin kalbine baktılar ve temiz kalpli olduğunu, bir zarar vermeyeceğini söylediler." dedi.
"Onlar bu odada mı?" diye merakımı sesli bir şekilde dile getirdim.
"Evet, bazıları bu odada, bazıları değil." dedi. "Söyleyeceklerim bu kadar sana iyi günler" diyerek çıkabileceğimi işaret etti.
"Teşekkür ederim" dedim ve hiç tereddüt etmeden hızlıca odadan çıktım. Zaten içerisi kalabalıkmış bir de ben gereksiz yer kaplamasam iyi olur.
Arkadaşım koluma yapışarak beni binanın dışına çıkardı. Halinden anladığım kadarıyla o duymak istediği her şeyi duymuştu ve bana söylenenleri merak ediyordu.
"Eee.. ne sordun?"
"Hiç bir şey sormadım" dedim.
"Ama içeride kaldın bir hayli?" diye üsteledi. Bende kendisi odadan çıktıktan sonra yaşananları şu an olduğu gibi sırasıyla anlattım.
"Vay canına , süper şeyler söylemiş sana" dedi heyecanla. "Peki sen ne sordun ki?" demek aklıma geldi bir anda.
"Çıktığım çocukla gelecekte evlenip evlenmeyeceğimi sordum" dedi. Ben o an şaşkın bir biçimde yüzüne bakıp ciddi olmaması için dua ettim, ama son derece ciddiydi.
"Peki falcı sana ne dedi?"
"Çok uzun bir ilişkimiz olacağını , evleneceğimizi ve üç çocuğumuz olacağını söyledi" dedi.
…………..…………………………….
…………..…………………………….
…………..…………………………….
2019
Liverpool / UK
Enteresan bir şekilde bu anımı çok kısa bir süre önce hatırladım.
Neden aklıma geldi bilmiyorum. Sadece falcı ablanı sözleri mi beni buraya getirdi diye merak ediyorum.
Gerçi, hayallerimde ve kalbimde her zaman iki ülke olmuştu. Almanya, bir gün bu dünyaya geldiğim ülke topraklarına geri dönmenin hayalini kurdum. Özel bir sebebi hiç bir zaman olmadı. Ama ruhum o topraklarda bir beden buldu.
Ruhumun , beden arayan bir enerji olduğunu ve şu anki ailemi bir şekilde seçtiğime inandım. Ailemi çok seviyorum, iyi kalpli ve dürüst insanlar oldukları için kendimi her zaman şanslı hissettim.
Bir diğer ülke hayalim ise İtalya, gençlik yıllarımdan bu yana açıklayamadığım bir sebepten her zaman ilgi duydum. Açıklayabildiğim sebepler ise; Tarihsel zenginliği, Akdeniz insanı karakterini yansıttıkları ve elbette ki damak tatlarıydı.
Çok fazla yemek seçen bir kişilik olduğumdan ötürü, yediklerimin özünde İtalya damak tadı ciddi anlamda yer alıyor.
Ama bugün "Ana kara" ile bir bağlantısı olmayan ve deniz aşırı diyebileceğimiz bir ülkede yaşıyorum.
Evet, geçen sene ikinci kez dünya evine girdim. Ve evet, ilk evliliğim bir hayli zor geçti.
Sanırım son olarak çocuklar konusundaki sözlerinin gerçekleşmesi için bir süre daha beklemem gerekecek.
….
Merak edenler için, arkadaşım evlenme hayali kurduğu ve üç çocuk ile sonuçlanacak bir gelecek yaşamadı. O ilişkisi yaz başlarında bitmişti.
….
Neler oluyor açıkçası bilmiyorum.
Neden arkadaşıma söyledikleri gerçekleşmedi? yoksa bizim falcı bir şarlatan mı? peki bana söyledikleri neydi? Ben onun bana biçtiği hayatı mı yaşadım? yoksa benim kalbimde gördüğü hayatı mı bana söyledi?
Beni bugün buraya getiren şartlara geriye dönüp baktığımda, hiç birini istemiş olma ihtimalimin olmadığını açık seçik görebiliyorum. Ne ben isterdim, ne de bir başkası yaşadıklarımı yaşasın isterim.
O zaman falcının kehanetleri cidden gerçekleşiyor mu ???
Ben en iyisi işimi sağlama alıp olası iki çocuğum için gelecek planlarını yapayım.
:)