14 Kasım 2023 Salı

İstanbul 2023

Bir farklı heyecan ile İstanbul’a gidiyorum. 

Sabah 6 gibi uyandım. Aslında uyandım diyebilmek için önce uyumak gerekiyor , ama yıldızımız uzun bir süredir hiç birleşmedi. 

Çok küçük yaşlardan beri ne uyumaktan ne yemek yemekten hoşlanıyorum. Bunca zaman içinde hala bana zaman kaybı gibi geliyor. Yapamam gereken daha faydalı işler olduğunu hissediyorum. 

Ancak bunca yıl boyunca daha faydalı hiç bir şey yapmadım sanırım. Okumaya çalıştım, öğrenmeye çalıştım. Yemek yerken en çok zevk aldığım şey okumaktır. 

Taxi geldiğini belli etmek için telefonumu çaldırdı. Neyse ki sadece basit bir sırt çantam var. İngiltere’den Türkiye’ye sadece tek bir sırt çantası ile gitmek cidden büyük bir lüks diye düşünüyorum. 

Yaklaşık olarak 5 yıldır babamı ve pandemi döneminden beri de annemi görmedim. Tabi ki de internet üzerinden görüntülü görüşüyoruz. Ama bu yüz yüze veya yan yana bir konuşmanın yanından bile geçemez. Onları çok özledim. 

Bu zaman süreci içerisinde bir çok şey yaşandı. Lanet olası Covid , işsizlik , yeni iş heyecanı ve belki de en önemlisi ailemizin yeni üyesi olan oğlumun doğumu hayatlarımızı çok etkiledi. 

Oğlum 1 ay sonra 2 yaşını dolduracak. 

Hem de şimin ailesi hem de benim ailem onu sadece uzaktan sevebildiler. Resimlerine bakıp bakıp özlem giderdiler. 

Daha önceden aldığımız 2 uçak biletini iptal ettiğimizden beri de ciddi anlamda üzerimizde baskı hissetmeye başladık. 

Hem eşim için hem de benim için gerçekten zor dönemlerdi ama bir çok şeyi eşimle el ele atlattık. 

Eşim ve oğlum benden bir hafta önce İstanbul’a gittiler. Şanslarına hava Ekim ayının sonu olmasına rağmen gayet güzel ve sıcak, umarım ben de aynısını gittiğimde yakalarım diyorum. 

Aklımda yol  boyunca sadece tek bir şey vardı aslında ve hiçbir işe yaramadı. 

Babama sormak ve söylemek istediğim 2 konu vardı. İlkini sorabildim “Sence iyi bir baba olabildim mi?” 

Bir diğeri ise “Baba, inşallah bir gün senin kadar iyi bir baba olabilirim” idi. 

Bir daha ki sefere artık … 

26 Haziran 2023 Pazartesi

Dünya küçük oğlum.

Bugün bir yazı okudum. 

Bir kadının eşi ve oğlu arasında geçen bir tartışma ve sonrasında gelişen olaylara anlatıyor. 

Bugün 46 yaşındayım. Eşim 34 ve oğlum 1,5 yaşındalar. 

Yazıyı okuyunca geçmişteki halim ile günümüzdeki halimi karşılaştırmak durumunda kaldım. 

Gençlik yıllarımda çok ama çok agresif bir karakterim vardı diye düşünüyorum ve sanırım buna şahitlik yapacak kadar da çok fazla insan da tanıyorum. 

Kendi ebeveynlerim benim gibi bir çocukları oldukları için kimbilir kaç yüz defa ya üzülmüşlerdir yada hayal kırıklığına uğramışlardır bilemiyorum. 

Her ne kadar özümde sakin ve sessiz görünsem de gene aynı oranda da iyi bir kalbe sahip olsam bile sanırım içinizde bir şeyler sizin patlamanıza veya sert tepkiler vermenize neden oluyor. 

Aslında beni her zaman kızdıran şeyler aslında aptalca olduğunu düşündüğüm şeylerdi. Komik, biri saçma bir soru sorduğunda veya sessizliğimi bozduğu zaman çılgına dönüyordum. Kendi kendime kalmayı her zaman sevdiğim için bu gibi şeyler beni çok rahatsız ediyordu. 

Zamanla başka insanları da dinlemem gerektiğini öğrendim veya kendimden çok sıkıldığım için başka hayatlara ilgi duymaya başladım. Başkalarının hayatından kendi hayatıma dair beceriksizlikleri görmek her ne kadar üzücüdür olsa bu bişe benimle ilgili bir bilgi oldu. 

İlk evliliğim bitikten hemen sonra öğrendim ki evliliğimin ilk yıllarında baba olma ihtimalim olmuş. Sanırım çok ileri görüşlü biri ile evliymişim ki bunu bana bile danışmadan sonlandırmış. 

Belki benim , belki de kendisinin ama eminim ki birlikteyken kesinlikle iyi bir ebeveyn olamazdık. Üzülen veya yıpranan kişi minik bir can olurdu. 

Her ne kadar bugün 20 yıl öncesine göre daha olgun gibi hissetsem de yada görünsem de , hala kendime olan güvenin tam değil. Ama sanırım gerçekten de her şeyin bir zamanı var, belki de 20 yıl önce değilde , bugün “Baba” olmam gerekiyordu  

Oğluma ve en az oğlum kadar eşime de sevgi ve sabırla yaklaşmak için çok çabalıyorum. Ama tabi daha yolun çok çok çok başındayım. 

Umut ediyorum ki bana ihtiyaç duyduğu her anında oğluma sabırla ve sevgiyle destek olabilirim. 

Oğlumun geleceğini çok merak ediyorum, ilk defa okula adım atacağa güne, ilk defa bir kızdan hoşlanacağı zamana , ilk defa geleceğini konuşmak için yanıma oturacağı zamana ve inşallah bunu görmeyi çok isterim sevdiği kişiyi tüm duygularıyla benimle paylaştığı anı çok merak ediyorum. Umarım tüm bunları görebilirim. 

Ve umarım ona dünyanın hem çok küçük olduğunu gösterirken , tüm dünyayı keşfedebilecek kadar cesur olabileceğini de öğretebilirim. 

Seni seviyorum Atlas ❤️

20 Kasım 2022 Pazar

Bir başka Heyecan

Merhaba,

Yıl 1978 , Almanya. Bana ait bir resmim var, sanırım henüz 1 yaşındayım ve babamın omuzlarında oturuyorum.

Babamın yüzünde mutluluk görünüyor. Ben şaşkın şaşkın bakınıyorum "konu ne?" der gibi :)


Resmi her zaman sevmişimdir. Geçmişi geleceğin bir ders kitabı olarak görürüm. 

Ruh halinize veya ortam şartlarına uygun süreçleri hem kendi geçmişimiz de , hem de ailemizin geçmişinde örneklerine bir çok kez rastlarız.


Geçtiğimiz yıl (19.04.2021) , bende hayatımın bir başka dönüm noktasına adım attığımı öğrendim.

Bir aksilik olmaz ise, "Baba" olacağım. :D

Ve üç aşağı beş yukarı nasıl bir baba olmak istediğimi de biliyorum. Çok güzel bir örnek ile büyüdüm ve umarım üzerine bir şeyler katabilirsem gerçekten çok mutlu olurum.

Ancak, söylemem gerekir ki, kendinize bu fikre ne kadar çok hazırlayıp bekleseniz bile, ilk bu haberi aldığınızdaki tepkinize paha biçilemez. :D

Tüm bu süre zarfı içerisinde bir oğlumuz olacağını öğrendik. Her halde en çok babam buna sevindi. Hem benim için hem de eşim için "kız" yada "erkek" evlat farkı olamazdı. Ama tabi o an edebileceğimiz tek duayı edip "sağlıkla dünyaya gelsin" demek oldu.

07.12.2021 tarihinde "Atlas Alexander Aşnaz" nam-ı diğer "Oğlumuz" dünyamıza girdi.

Onun isimlerini seçme hakkını sevgili eşim bana uygun gördü. Aslını bakarsanız bu karşılıklı bir anlaşmaydı. Kız evladımız olursa eşim, erken evladımız olursa da ben ismine karar verecektim.

"Atlas" adını bir kaç sebepten ötürü seçtim. Elbette ki ilk sebep sizlere saçma gelebilir ama "A" harfi ile başlıyor oluşu. ikinci sebep ise her ne kadar milliyetçi bir insan olsam dahi, çocuğumun tek bir millete ait olmasını değil de tüm dünyanın kabul edip seslenebileceği bir isme sahip olmasıydı. Ve üçüncü sebebe gelirsek , biraz tarih yada mitoloji bilenler bilir. "Atlas" çok güçlü bir Titan'ın adıdır. Efsaneye göre tüm dünyayı omuzları üzerinde taşıdığına inanılır. Bu daha çok fiziksel bir ifade şekli gibi görünebilir, ama aslında altında yatan şey daha da büyük bana göre. Atlas, dünyayı omuzlarken tüm sorunlarıyla, tüm güzellikleriyle, tümüyle kabul edip onu omuzluyordu. Onu güçlü kılan şey fiziksel güçten öte olarak duygusal gücünün zirvesidir. Oğluma biraz da buna inanarak bu ismi seçtim. 

"Alexander" adını verirken ise, babam beni her zaman hiç görmediğim dedeme benzetirdi. Dedemin adı "İskender"dir. Yani "Alexander"ın Türkçe karşılığı :) Onun gibi iyi kalpli ve merhametli olduğumu söylerdi. Umarım ona yakışır bir torun olmuşumdur. Gene bu ismi seçerken birden fazla sebeplerim oldu. Öncelikle dedem gibi iyi kalpli ve her zaman merhametli olmasını istedim. İkinci olarak ise gene tarihe bir dokunuş yaparak büyük bir lider ve efsane olan "Büyük İskender"i örnek aldım. Onun gibi dünyaları fethetsin ama daha da önemlisi dünyadaki insanların kalplerini fethetmesini dileyerek gene uluslararası bir dilde adını koymayı uygun gördüm. 

Sanırım, beni veya ailemi ifade eden veya temsil eden tek şeyi soyadımız kaldı. 

17 gün sonra oğlumun 1. yaşını kutlayacağız. Şimdiden çok güzel yürüyor. Kısmen de olsa dertlerini de ifade edebiliyor. Önümüzde daha 17 gün var , belki şarkı söyleyemez ama dertlerini veya ruhunu bize açabilecek başka bir kaç kelime daha bu süreçte öğrenebilir.

Oğlumuzu çok seviyorum, bana göre şimdiden çok güzel bir ruha sahip. Umarım ileride de böyle güzel bir kalbi korur ve başkalarıyla paylaşır.


Seni seviyoruz oğlum.  



10 Ekim 2019 Perşembe

Falcının Kehaneti


"Deniz aşırı bir ülkede yaşayacaksın..."

dediğinde falcı kadın, tüm ciddiyetimle karşısında istediği rolü oynamaya gayret göstererek, şaşkın ve inanamayan gözlerle kendisine bakarken, içimden de "oldu daha neler söyleyecek acaba" diye düşünceler içerisindeyim.

Sene 1998 Bahar başı, üsküdar da bir ev.

O dönem Kocaeli Üniversitesi'nde öğrenciyim, beni buraya sürükleyen hem de okul günü sürükleyen okuldan bir kız arkadaşım ile geldik.

Bir önce ki gün,

"N'olur gidelim, çok ünlü bir falcıymış, her dediği çıkıyormuş.

"Yahu saçmalama, öyle şey olu mu?"

"Bu diğerleri gibi şarlatan değilmiş, hadi gidelim."

"Benim orada ne işim var, bir sürü kadın ve kız vardır."

"Olsun, bir şey olmaz. Beni yanlız gönderme, yanımda erkek olsun." dedi ve kendi kendime "işte o ihtiyaç duyulan erkek benim !" diyerek gaza geldim.

"Tamam gidelim hadi" dedim nedense bir heyecanla …. akılsız başım.

Sene 2000'e 2 var. Tüm dünya değişmek üzere ve çok büyük bir teknolojik sıçrama bekleniyor.
Elimde babamın aldığı Panasonic marka cep telefonu var. Ama henüz yeterince akıllı olmadığı için mesaj atabiliyor ve kuru kuru telefon konuşması yapabiliyorsun. Böyle telefon mu olur sanki ?!?!

Haliyle elimizde bir defter sayfasının köşesine karalanmış bir adres ile Üsküdar sokaklarında yokuş yukarıya doğru saf saf yürüyoruz.

O yılların esnafları şimdikiler gibi değil normalde, adamlar bir nevi "Google Maps" gibi çalışıyorlar, kime sorsan iyi veya kötü yol tarif edebiliyor. Elbette ki nokta atışı olmuyor hiç biri ancak, genede hedefe doğru ilerleyebiliyorsunuz.

Bir aşamadan sonra ilgili Falcı ablayı bilen esnaf sayısı artmaya ve daha temiz bilgiler vermeye başladılar.

"Neden gidiyoruz bu falcı'ya?" diye sormakta tabi ki her şapşal erkek gibi evin önüne gelince aklıma geldi.

"Sormak istediğim bir kaç şey var?" dedi. Bende elbette aklımdan ciddi ciddi kötü senaryolar geçiriyorum. "Büyü mü yaptılar kıza?" veya "Aileden birinin başı derde mi girdi?" gibi şeyleri düşünüp üzüldüm en baştan ciddiye almadım diye.

Binanın önüne geldiğimizde ilginç bir şekilde bir sürü insanın içeri ve dışarı koşturduğunu gördük, ben o an "Vergi Dairesi" gibi diye düşündüğümü hatırlıyorum.

Bizi bir korku sardı o an, ufak ufak kapıya doğru yaklaştık. Binanın kapısından geçince bizi demirden bir masanın arkasına oturmuş iki teyze karşıladı.

Gayet profesyonel bir şekilde ne için geldiğimizi ve kimin vasıtası ile burayı bulduğumuzu sordular. Ancak ben üzerimden o an ki ortamın şaşkınlığını yaşarken, değerli arkadaşım sanki bir tek bu duruma şaşıran benmiş gibi tüm sorulara tek tek cevap verip bir de "ne hakla böyle soru sorabilirsiniz" tavrı takındı. Ben şaşkın !

Ancak teyzeler hiç mi hiç umursamadılar ve bize 1. kata  çıkmamızı , orada sıramız gelinceye kadar beklememizi söylediler. Ben hala şaşkın !

Binanın bir tane asansörü var, o da demir parmaklıklı bir kapı ile kapatılmış, belli ki şahsi kullanımlar için önlem almaya çalışmış bina sakinleri. Birinci kata çıktığımızda şaşkınlığımın bir sınırı olduğunu anladım. Çünkü içerisi ana baba günü, koca bir daire bekleme salonu olarak kullanılıyor ve içerisi o kadar dolu ki nereye oturacağımızı bilemedik.

Aman tanrım … bu nasıl olabilir. Bu kadar insan, bu kadar dertli veya sorunları için çözüm arayan insan ile şu anda aynı odayı paylaşıyorum. Komik olan ise, ben neden buradayım ?
Abartısız iki saate yakın birinci kat veya bekleme katında bekledikten sonra, bambaşka bir teyze kapıdan adımıza seslendi ve bizi üst kata çıkardı.

O zaman anladım ki, bütün bina zaten ilgili Falcı teyzenin şahsi malıymış. Eeee… yuh !

Ben tabi aşağıdaki o iki saatin ardından muhterem falcımızın karşısına çıkacağımızı zannederken, alt katın yarısı kadar başka bir odaya alındık. Ama gene içerisi dolu ve daha telaşlı insanlarla dolu.

Bize gösterilen yere oturunca çevreme bir göz atma ihtiyacı hissettim. Genel çoğunluk her ne kadar kadınlar olsa da, ciddi bir miktarda erkekte görmek beni şaşırtmıştı.
Kimisi yanındaki ile sohbet ederken, kimisi derdi için daha önce neler neler yaptığını anlatıyor. Bir başkası elinde birden fazla beze sarılı ve sanki tüm mal varlığıymış bir eşyaya dalgın dalgın bakıyor. Ellerinde poşet olan bir sürü insan alt kata oranla daha ciddi ve endişeli bir şekilde sırasını bekliyor.

Bu sefer 45 dakikaya yakın bir süre bekledikten sonra arkadaşımın adını seslendiler. Montunu ve çantasını üzerime atarak , (ne de olsa o ana kadar refakatçi veya bir koruma görevlisi rolüm varken, şimdi ise vestiyer olarak hayata devam etmemde hiç bir sakınca yoktu) karşı kapıdan içeri girdi.

Ben orada bir başıma otururken bazıları bana bakarken, bazıları da bir şeyler sormak istermişçesine bir hissiyatla oturuyorlardı. En sonunda yanıma bir adam geldi oturdu da tüm ilgi yeni gelen adama kaydı.

Arkadaşım içeriden gülen gözlerle kapıda göründü, ne olduğunu anlamaya çalışırcasına yüzüne bakıyorum. Bana uzaktan "gel" diye eliyle işaret ediyor. Acaba çantasından bir şey mi istiyor diye hızlı adımlarla yerimden kalkarak yanına gittim ve beni içeri çekti.

Çok büyük bir oda olmasa da sıcak ve basit döşenmiş bir odadaydım. Ancak içeride oturmak için her hangi bir sandalye yok. Genç diyebileceğim bir kadın yerde mindere oturmuş bana gülümsüyor.

"Ne oldu?" diye arkadaşımın suratına bakarken, "Şimdi senin falına bakacak, ben parasını ödedim." dedi.

Her ne kadar doğum günüm olmasa da o an bir yaşıma daha girdim. Ben daha ne cevap vereceğimi bilmeden ve zaten hiç ağzımı açamadan arkadaşım sanki çok çalışkan bir öğrencinin öğrendiği şeyi sabırsızlıkla anlatmak istemesinin verdiği heyecan ile önce falcı ablaya sonra da bana bakarak "Ama erkekler bu gibi durumlarda içeride başka bir kadın olmadan yani yalnız bir şekilde oturamazlarmış, merak etme bende burada olacağım" dedi.

Dedi de, neden dedi?  … ne falı? … neden yalnız kalamıyormuşuz? … benim bir sıkıntım yok ki!

Ve o anda falcı abla söze girerek "Eğer bir kaç saniye müsaade ederseniz, arkadaşına bir bakmak istiyorum. Duruma göre buna karar veririz." dedi. Ardında hemen önünde duran bir bardak suya sessizce bir şeyler fısıldar gibi , sanırım dua veya büyülü sözcükler söyledi.

"Sen çıkabilirsin, arkadaşının kalbi temiz. Yalnız kalabileceğimizi söylediler." dedi.

Kim söyledi??? … Neden yalnız kalıyorum odada??? Biz oda da kaç kişiyiz ki ???

"Merhaba, nasılsın?" dedi gözlerinde bir mutlulukla ve hala neden mutlu bilmiyorum.

"Eee … iyiyim. Teşekkür ederim."

"Neye bakmam için geldin?"

"Ben sadece arkadaşım rica ettiği için yanında geldim. Bir sorunum yok" dedim gereksiz bir heyecan ve titreyen sesimle.

Gülümsedi. Bu iyi bir işaret mi? Kötü mü? … ve içeride kaç kişiyiz ???

"O zaman sana genel olarak bir bakalım, ne dersin?"

"Olur, fark etmez" diyebildim omuzlarımı kaldırarak ve içten içe bende baktığı ve gördüğünü iddaa ettiği şeyleri görebilecek miyim diye meraklanmaya başladım.

Ama tam o anda kapı çaldı ve içeri görevli şeklinde bir teyze kafasını uzattı. Önce bana şaşkın şaşkın baktı sonra da falcıya döndü. Sanki şaşkınlığının sebebini biliyormuş gibi "Sorun yok" dedi.

"Acil bir ziyaretçiniz var" dedi ve kenara çekildi. Hemen arkasından ise içeri bir amca daldı, orta yaşlarda ve yurdum amcası kılıklı elinde bir poşet ile tüm heyecanı ile konuşmaya başladı. Destursuz amca :/

"Söylediğiniz kazağı dokunmadan getirdim." diyerek sanki elinde tuttuğu poşet radyasyonlu gibi falcı ablaya uzattı.

Önce bir besmele çeken falcı abla, poşetin içerisinden kazağı yavaşça çıkardı ve adama "yanıma otur" dedi. Sonrasında ise, kazağın etek kısmını hepimiz göreceği şekilde yukarı getirerek iç tarafını çevirdi. Çok geçmeden aradığını buldu ve Destursuz amcaya gösterdi.

Yaklaşık 7-8 cm uzunluğunda kırmızı bir ip orada çok belli olmayacak ve düşmeyecek şekilde kazağa geçirilmişti. İpi yavaşça olduğu yerden çıkarıp aldı. Sonra da amcaya dönerek, "Perdedeki ipi bulabildin mi?" dedi.

Adam cebinden çıkardığı kağıt peçete içine sarılmış bej renkli ipi gösterdi. Falcı abla bunu da alıp, her iki ipi bir kenara koydu ve amcaya "Sen gidebilirsin, gerisini ben halledeceğim. Yarın her şey bitmiş olacak" dedi. Amcamın suratında nasıl bir huzur dalgası ve mutluluk geçti anlatamam.

Amca ve görevli teyze çıkıp kapıyı da kapatınca bana dönüp özür diledi. Kaldığı yerden bakacağını söyleyerek önündeki bir bardak suya doğru ilgini vermeye başladı.

Sanırım 1-2 dakika o odada neler olduğunu anlamadan oturdum. Yerdeki halının desenlerini inceledim. Etraftaki eşyalara göz ucuyla baktım. Sıradan ev eşyalarıydılar.

"Tamamdır" diyerek bana doğru kafasını kaldırdı.

"Çok güzel" dedi. "Öncelikle bu söyleyeceklerim ne bugün, ne yarın ne de haftaya gerçekleşecek şeyler değiller" dedi. "Ama gerçekleşecek şeyler ve gerçekleşmelerini bekleyerek hayatını yaşama, hayatını yaşa ki bunlar gerçekleşsin." dedi.

"Peki" dedim.

"Önünde çok güzel bir gelecek var, ancak bu gelecekten hemen önce biraz sıkılacak ve üzüleceksin." dedi. "İki kere evleneceksin ve iki çocuğun olacak" dedi. Biraz söylediklerini sindirmemi bekledi sanırsam ki ," İlk evliliğin zor geçecek, ama ikinci evliliğinde feraha çıkacaksın." dedi.

Omuzlarımı silktim, başka ne yapabilirdim ki zaten.

"Deniz aşırı bir ülkeye gideceksin ve orada yaşayacaksın. Belki Amerika olabilir, belki Avusturalya ama ana karada olmayacaksın." dedi, ve sanırım sessizliğimi cehalete bağlamış olacak ki sözlerini açıklama isteğinde bulundu "Yani ne Asya ne de Avrupa kıtasında görünmüyorsun" dedi.

"Tamam" dedim , gururum biraz incinmişti açıkçası, ana kara ne demek biliyorum neticede.

"Hayatının geri kalanı güzel ve bereketli ve huzurlu görünüyor." dedi gülümseyerek.

Ne yapacağımı bilemediğim , söyleyeceğimden emin olamadığım ve hatta sözlerinin bitip bitmediğinden şüphe duyduğum için sadece yüzüne baktım.

"Seninle odada yalnız kalmaktan çekinmedim, çünkü öte alemin varlıkları senin kalbine baktılar ve temiz kalpli olduğunu, bir zarar vermeyeceğini söylediler." dedi.

"Onlar bu odada mı?" diye merakımı sesli bir şekilde dile getirdim.

"Evet, bazıları bu odada, bazıları değil." dedi. "Söyleyeceklerim bu kadar sana iyi günler" diyerek çıkabileceğimi işaret etti.

"Teşekkür ederim" dedim ve hiç tereddüt etmeden hızlıca odadan çıktım. Zaten içerisi kalabalıkmış bir de ben gereksiz yer kaplamasam iyi olur.

Arkadaşım koluma yapışarak beni binanın dışına çıkardı. Halinden anladığım kadarıyla o duymak istediği her şeyi duymuştu ve bana söylenenleri merak ediyordu.

"Eee.. ne sordun?"

"Hiç bir şey sormadım" dedim.

"Ama içeride kaldın bir hayli?" diye üsteledi. Bende kendisi odadan çıktıktan sonra yaşananları şu an olduğu gibi sırasıyla anlattım.

"Vay canına , süper şeyler söylemiş sana" dedi heyecanla. "Peki sen ne sordun ki?" demek aklıma geldi bir anda.

"Çıktığım çocukla gelecekte evlenip evlenmeyeceğimi sordum" dedi. Ben o an şaşkın bir biçimde yüzüne bakıp ciddi olmaması için dua ettim, ama son derece ciddiydi.

"Peki falcı sana ne dedi?"

"Çok uzun bir ilişkimiz olacağını , evleneceğimizi ve üç çocuğumuz olacağını söyledi" dedi.


…………..…………………………….
…………..…………………………….
…………..…………………………….

2019

Liverpool / UK

Enteresan bir şekilde bu anımı çok kısa bir süre önce hatırladım.

Neden aklıma geldi bilmiyorum. Sadece falcı ablanı sözleri mi beni buraya getirdi diye merak ediyorum.

Gerçi, hayallerimde ve kalbimde her zaman iki ülke olmuştu. Almanya, bir gün bu dünyaya geldiğim ülke topraklarına geri dönmenin hayalini kurdum. Özel bir sebebi hiç bir zaman olmadı. Ama ruhum o topraklarda bir beden buldu.

Ruhumun , beden arayan bir enerji olduğunu ve şu anki ailemi bir şekilde seçtiğime inandım. Ailemi çok seviyorum, iyi kalpli ve dürüst insanlar oldukları için kendimi her zaman şanslı hissettim.

Bir diğer ülke hayalim ise İtalya, gençlik yıllarımdan bu yana açıklayamadığım bir sebepten her zaman ilgi duydum. Açıklayabildiğim sebepler ise; Tarihsel zenginliği, Akdeniz insanı karakterini yansıttıkları ve elbette ki damak tatlarıydı.

Çok fazla yemek seçen bir kişilik olduğumdan ötürü, yediklerimin özünde İtalya damak tadı ciddi anlamda yer alıyor.

Ama bugün "Ana kara" ile bir bağlantısı olmayan ve deniz aşırı diyebileceğimiz bir ülkede yaşıyorum.

Evet, geçen sene ikinci kez dünya evine girdim. Ve evet, ilk evliliğim bir hayli zor geçti.

Sanırım son olarak çocuklar konusundaki sözlerinin gerçekleşmesi için bir süre daha beklemem gerekecek.  

….

Merak edenler için, arkadaşım evlenme hayali kurduğu ve üç çocuk ile sonuçlanacak bir gelecek yaşamadı. O ilişkisi yaz başlarında bitmişti.

….

Neler oluyor açıkçası bilmiyorum.
Neden arkadaşıma söyledikleri gerçekleşmedi? yoksa bizim falcı bir şarlatan mı? peki bana söyledikleri neydi? Ben onun bana biçtiği hayatı mı yaşadım? yoksa benim kalbimde gördüğü hayatı mı bana söyledi?

Beni bugün buraya getiren şartlara geriye dönüp baktığımda, hiç birini istemiş olma ihtimalimin olmadığını açık seçik görebiliyorum. Ne ben isterdim, ne de bir başkası yaşadıklarımı yaşasın isterim.

O zaman falcının kehanetleri cidden gerçekleşiyor mu ???

Ben en iyisi işimi sağlama alıp olası iki çocuğum için gelecek planlarını yapayım.

:)



1 Ekim 2012 Pazartesi

Değişim ! Değişiklik !

Hayat !

O kadar çok etken ile bir arada duruyor ki. Ancak bir o kadar az etken ile yok olabiliyor da.

Bize verdikleri ile bize sundukları arasında belki çok büyük bir uçurum olabilir. Sundukları çok çekici veya güzel ve doğru da olabilir. Bazıları gözle görünür derecede çirkin ve kötü, bazıları her şeyden güzel ve nazikmiş gibi görünen olumsuzluklarla dolu. Ancak aynı şekilde öyle güzel ve doğru etkenlerde var ki hayatımıza da her yönleriyle ışık saçar, ama hiç hoş olamayan hatta çirkinmiş gibi görünen güçler vardır ki özünde doğruyu barındıran.

Hayat , işte tüm bunların sadece SEÇİMİ sonucunda bizler için şekilleniyor aslında.

Aynı şartlara maruz kalabilirdik, hepimiz aynı nokta da buluşabilirdik. Ama kimse aynı noktaya hiçbir zaman gelmiyor, gelemiyor.Çünkü içimizde , kalbimizde veya daha derin bir yerde farklı bir bellek, bize "birey" olmayı, neticesinde "farklı" olmayı öğütlüyor.

Gerekli mi peki ?

Sanırım o kadar da gerekli değil. İnsanlar benimle aynı fikirleri paylaşsa çok basit ve kişiliksiz bir yapıya bürünebilirler her seferinde. Kaba tabirle "Koyun" benzetmesine dönüşür.

Ancak , insanlar bir noktada kendilerini kötüden ve yanlıştan korumayı öğrenmeye çalışıyorlar. Bazıları bunu çabuk öğreniyor, bazıları zor yolla. Ben kendi adıma bir çok şeyi çabuk öğrendim. İnandım. Sanırım bu pekte güzel bir şey değilmiş. Her yaptığının doğru olması, gelecekte her yapacağının da aynı şekilde doğru olacağını göstermez ama kendisine inandırır. Ben bugün bunun acısını çok çekiyorum. Geçmişte her aldığım karara inandım ve güvendim. Aynı şekilde ailemden de bu konuda sonuna kadar destek aldım. Şimdi olduğum noktaya durup baktığımda ise, üzülerek söylüyorum ancak geçmişte pek doğru hareket edememişim.

Peki bu bana bir ders verdi mi ?

Şu an zihnimde geçenleri incelediğimde, halen yanlış kararlar alabilme potansiyelimi görebiliyorum. Kalbim, bu yolda beni sürekli yanlışa sürüklüyor sanırım.Örneğin ; Sevdiklerimi korumam gerek diyorum. Ancak sevdiklerimizi nasıl korumam gerektiğini halen bilmiyorum... peki buna mecbur muyum ki ?
Her bireyin kendi öz iradesinin varlığını düşününce , cevap çok basit oluyor "HAYIR".
Ama halen bu cevaba karşı gelen bir kalbim var, gerçi yaptığım hatalar ve "koca burnumu her işe sokma" güdüsü ile geçmişte yaşadıklarımdan ufak ve çok özel bir yetenek geliştirdiğime (tamam tam olarak halen gelişmedi) inanıyorum, "SUSMAK".

Susmak şart mı ?

Bazı durumlar da şart bence. Nasıl ki çok sevdiğiniz bir dostunuza "Kardeşim, o kız senin için uygun değil" diyemezseniz. Nasıl ki bir anneye "Oğlun çok kötü biri" diyemezseniz. Nasıl ki dost seçiminde hatalı olduğunu inandığınız bir kimseye "Arkadaşlarını seçerken dikkat et, o sana göre biri değil" diyemezseniz.

Eğer susmayıp konuşursanız, önce "SİZ" kötü , art niyetli , oyun bozan ve daha şu an sayamayacağım bir kişiliğe bürünmüş olursunuz sevdiğinizin gözünde.

Peki ama ne yapmalı ?

Bu sanırım en zor bölüm. Susmak veya susmamak. Elbetteki inanıyorum ki, bunu da çözmüş bir çok insan vardır şu dünya da , ancak ben halen çözemedim. Bazen yalnızca kaderimin yol göstermesini bekliyorum. Bazende bu uğurda tüm geleceğimi değiştiriyorum. Ve her seferinde hata yaptığımı görüyorum. Pişman mıyım ? ... Evet , pişmanım. Ne zaman kadere bıraksam geleceğimi , acı çektim. Ne zaman tüm geleceğimi değiştirsem , gene acı çektim. Üçüncü bir seçenek düşünmedim. İstemedim.

Şu anda bu satırları yazıyorum.  :)  Halen kalbimin sesini verdiğimi görerek. Zihnim çok uzaklardan bana bakıyor gibi. Yardım edebilirmiş gibi duruyor.

Sanırım ben gene "SUSMAYI" tercih edicem.




27 Eylül 2012 Perşembe

Tavsiye

Basit bir tavsiye almak , iki insanın hayatını ne kadar değiştirebilirdi ki ?

Aslına bakarsanız , yada isterseniz bakmayın hiç. Ancak, bence bu dünyada ki en büyük terbiyesizlik "birini dinler gibi yapıp , hiç dinlememek" olabilir. Ben bunu bir kez daha yaşadım ve başıma bugün gelen her şey işte o anla başladı.

Bir süredir aklımdaydı, gözümün önünde, hem çok uzak , hemde bir o kadar yakınımda. Gereksiz bir şekilde dikkatimi çekiyordu. Ancak , çevre koşulları buna uygun değil gibiydi sanki. O da kendi halinde ve asi duruyordu karşımda. Üzerindeki giysilere bakınca , Türk filmlerindeki temizlikçilere benziyor gibiydi bir şekilde. Ama gerçekten de performansı ile çok dikkat çekiciydi.

Günlerden bir gün , bir iki sözlü tacizden sonra ben ve arkadaşlarımla yemeğe gelmeyi kabul etti. O günü düşündüğümde hiçte belli olmasın diye uğraştığım şeyin aslında ne kadar da belirgin olduğunu aslında şimdi anlıyorum. Masa da tam olmasa da karşısında yerimi aldım.

Sürekli ince ince onu izledim, kulağımın biri sürekli olarak onu dinliyordu. Bir şekilde sohbet etmeliydim. Bir şekilde neden ve nasıl olduğunu hatırlamadığım bir sebeple cep telefonunu elime aldım. Fotograflarına teker teker baktım.Bunu neden yaptım bilmiyorum ama delikanlı gibi isteyip aldığımı çok iyi hatırlıyorum şu anda.
"Kezban" , seninle ilk yemeğimiz böyle başladı.

Masa da göz ucuyla bana bakışını hatırlıyorum. Garipti. Farklıydı.

İlgini çekebilmek için fotograflarına bakarak yorumlar yaptım. Gülüşün , yüzündeki o tatlı tebessüm halen gözümün önünde duruyor. Yemek hiç bitmesin istediğimi hatırlıyorum. Ne zaman ki hesap geldi, cidden üzülmüştüm. Sonrasında ne yapacağını sorduğumda ise, eve gideceğini söylemiştin.

Bir süre seni düşündüm Kezban, nasıl ve ne şekilde tekrar görüşebiliriz diyordum kendi kendime. Sonra talih bana dijital olarak güldü  :)  ahanda Facebook !!! , arkadaş listemdekilerden biri ile arkadaş olmuştun. Bu bulunmaz bir fırsattı benim için. Her delikanlı gibi centilmence ve kibarca, nefesimi tutarak ve "acaba ne alaka der mi? " korkusuyla sana "Arkadaşlık isteği" yolladım. ... Elbetteki hiç korkmadım !

Söz Hakkı Gelir 


Tavsiye
Basit bir tavsiye almak , iki insanın hayatını ne kadar değiştirebilirdi ki ?

İnsanı karşısındakinin dinlememesi durumu sinir bozucu olabilir ama bazen zihnimiz doludur dikkatimizi karşımızdakine veremeyiz, bazende başka birşeyler dikkatimizi çeker we ona odaklanırız.
Belkide "birini dinler gibi yapıp , hiç dinlememek" bazı insanlar için dünyanın en terbiyesiz şeyi olabilir fakat bazen insanın başına istemesede böyle şeyler gelebiliyor. İstemedende olsa yaptım we bugün başıma gelen
herşey işte o anla başladı.

Aslında o kadar insan arasında hiç dikkatimi çekmemişti, oysa teker teker herkesi ezberlemiştim, tanışmıştım, konuşmuştum. Sanırım bi kaç kere gördüm ama oda hatırda kalmicak kadar kısa we azdı. Ne o konuştu, ne de ben. 3 ay kadar sonra şans eseri derste çalışma sırasında eşleşmiş olmanın werdiği bi gereklilik olarak teşekkür etmek we tawsiye almak amaçlı yanına gittim. 
"Teşekkür ederim." bir an duraksadım, doğrumu duydum ?? peltek miydi ?? We dewam etti "çok güzel fakat adımlarına dikkat etmelisin, kollarınıda kaldırırken..."  karşımdakinin peltek olduğunu iyice kawradığımda ne anlatmaya çalıştığını dinleyemeden kendi içimde kendimle konuşmaya başladım. 
Ahaa! yahu adam peltek! bayılırım peltek konuşan insanlara, S lere bak yarabbiii, çok tatlı lan. Biz buraya ne ara geldik ?? 
biraz önce şurada konuşmuyor muyduk ?? şimdi dojonun ortasındayız we bana fumikomi öğretmeye çalışıyor. Bir an duraksadı, ne oldu die sordum "önemli değil, sapıkça birşeydi" dedi. Ne garip bir adam diye düşündüğümü hatırlıyorum. Bana fumukomiyle ilgili tiyolar weriyor hatta üşenmeden gösteriyorda ama dinleyemiyorum. Konuşmasını bitirdi hiç bişi anlamadım ama yinede teşekkür ettim. Şaşkınlığımı henüz atabilmiş değildim.Eşyalarımı toplamak için yerime yürüdüm. Gözlerinde açıklıyamadığım birşeyler war sanki, şaşımıdır nedir.

Giyindim, arkadaşımla buluşmak için yola koyulucam, soyunma odasından çıktım we herkese iyi akşamlar diye seslendim. Arkadan bir ses "nereye ?" arkadaşımla buluşucam diye karşılık werdim. "Güzelmi ? selam söyle" dedi, şaşırdım afalladım biraz we hayır erkek diye yanıtladım "tüh be" dedi. Gülümsedim we çıktım, normalde olsa ne alaka lan, ne diyor bu derdim aklıma bile gelmedi. 
Daha sonraki derste yanına gidip dinlemediğim tawsiyeleri öğrenebilmek için ben hala fumikomi yapamıorum diye kıwırmak zorunda kaldım. Gerçi yalanda değildi hani yapamıyordum cidden. Bu sefer dinledim çok şükür, işime yaricak bilgileri hiç sıkılmadan anlattı. Yeniden teşekkür ettim we gülümseyerek yerime gidip eşyalarımı topladım. Aradan 1 hafta geçmişti cumartesi günüydü we ben yine arkadaşıma söz wermiştim. Giyindim, dışarı çıktım herkese iyi akşamlar diye seslendim we yine bir ses "nereye ?" gülümsedim we cewapladım. Dışarı çıkıyorum arkadaşımla buluşucam. Yine "güzelmi ? güzelse selam söyle" geldi peşinden. Bense yine şaşkın şaşkın kız değil erkek ama kız arkadaşlarım war onlarla buluşursam söylerim diyebildim. Ne alakaydı şimdi nie böyle birşey söyledi we ben neden böyle cewapladım hiç bir fikrim yoktu. 

1 hafta daha geçti sadece cumartesi derslerine geliyordu. Bu sıralarda hafta arasında face book'tan eklemişti beni, başta kim olduğunu anlayamamıştım sanırım resmine bakınca tanıyıp kabul etmiştim. Cuma dersiydi, sanırım parmağım incinmişti. Yanlış yapılan her taiatari de olduğu gibi sıkışıp morarmıştı. Bu durumu face book a yazınca mesaj atmıştı geçmiş olsun dileklerini iletmişti we ilaç önermişti, voltaren. Daha soran ilacı alıp sürmüştüm we facebook a voltaren, voltaren, voltaren yazmıştım. 
Bir mesaj daha geldi "ilacı kullanmışsın" we sohbetimiz böyle başladı. Ertesi gündü sanırım dersten sonra bir planım yoktu her zamanki gibi giyindim we çıktım.
Planımın olup olmadığını we onlarla yemeğe gelmek isteyip istemicemi sordu, bende planımın olmadığını we onlarla yemeğe katılabileceğimi söyledim. Karşı çaprazıma oturmuştu, sohbet edip gülüyorduk. O duruma nasıl geldik bilmiyorum ama telefonumu istedi resimlere bakmak
için bende werdim. Eli elime temas etti. O resimlere bakarken onu inceledim, daha doğrusu kendimi onu incelerken yakaladım çok ayıp wallahi. Resmen adamı süzüyordum. Sanırım bir iki kere ona baktığımı farketti, gözlerimi kaçırsamda çok geç olduğunu sezmiştim ama pek de umursamadım doğrusu. Gözlerini çok beğenmiştim şaşıda değildi üstelik. Bir şekilde farklıydı, çekiciydi we korktuğum şey başıma gelecek gibiydi ama ne olursa olsun kendime engel olmalıydım. Resimlerle ilgili sorular sordu bende cewapladım, yemek yedik sohbet ettik, çok gülmüştüm o akşam. Yemek bitiminde ne yapacağımı sordu bende ewe gidicem dedim we ewe gitmek için yola koyuldum. 
Tüm gece o akşamı düşündüm her anını zihnimde canladırmaya çalıştım. Çok garip bir adamdı gerçekten ama bir şekilde tatlıydı, ilgimi çekmişti. Derste çalışmasaydık, ben peltek konuşmanı duymasaydım, sen bana laf atmasaydın, zorla yemeğe çağırmasaydın, elin elime deymeseydi, gözlerim gözlerinle karşılaşmasaydı, gülüşün dikkatimi çekmeseydi bugün bunları yaşıyor olmicaktım. 

Pişman değilim, yine olsa yine yaparım!


10 Eylül 2012 Pazartesi

Özledim Deliler gibi.


Masamda oturmuş, sana bakıyorum. Bir şeyler ya yazıyorsun yada çiziyorsun.
O kadar çok özledim ki seni, tüm gün resimlerine baktım.

Saçlarını tepende toplamışsın, küçük bir palmiye ağacı misali duruyorlar.Çok güzelsin gene. Göz ucuyla ara ara bana bakmaya çalışıyorsun.Ancak bir şey görebilme şansın yok.

Hüzünlü görünüyorsun.

Belki de ..... hayır hayır , kesinlikle buna ben sebep oldu. Tanrı vergisi bir yeteneğim var. Elimde olmadan seni çok kötü bir şekilde üzebiliyorum. Elbetteki her süper yeteneğin olduğu gibi bunun da yan etkileri var ; belki de 10 kat daha fazla da kendimi de üzebiliyorum.

Gözlerini seviyorum.

Bana bakışını, içindeki ışığı, heyecanı görmeyi seviyorum. Benim gözlerimin içine baktığın zaman ki, o ışıltıyı kendinde görebilsen çok şaşırır ve beğenirdim eminim ki.
Gözlerin, kalbini gerçekten yansıtabiliyor. Bazı zamanlar bana baktığında bir şeyler söylemek zorunda hissediyor olabilirsin, ancak buna gerçekten hiç gerek yok. Ben gözlerinde ruhunu, kalbini ve de zihninin sesini duyabiliyorum.

Tebessümün .... çok zarif.

Kimi zaman farkında olmadan, bir şeyler düşündüğünde yada anımsadığında tebessüm  ediyorsun. Bunu yaptığının farkında olmadığına eminim. O kadar güzel ve şirin oluyorsun ki. Elimde olsa aynı şu andaki gibi karşına geçer ve tüm gün seni izlerim. Güzel bir kadınsın. Tebessüm ettiğinde ise muhteşem oluyorsun.

Gülüşün beni benden alıyor.

Sanırım dünya üzerindeki fırtınaları , denizlerin üzerindeki dev dalgaların şiddetini anlatabilecek çok nadir örnek vardır. Bana göre tüm bunlara yakın örnek ; senin güzel gülüşün.
O kadar içten,o kadar sana özgü ki. Güldüğün zaman içindeki heyecanın ve mutluluğun dışa vuruşunu görünce , gerçekten çok etkileniyorum. Bu gülüşe bir şekilde ben sebep olabildiysem zaten , keyfim korkunç bir boyuta ulaşıyor. Her zaman senin gülüşünü görebilmek için ne tür maskaralıklar yapsam diye düşünüp duruyorum.

Tenin çok özel bir ipek gibi.

İlk sana dokunduğum o anı unutamıyorum.Basit bir an olabilir bir çok kişiye göre, ancak ben o an çok etkilenmiştim. Neden olduğunu bilmeden şaşırmıştım. İlk defa bizimle yemeğe geldiğin o gün "Hala" da karşımda oturduğunda telefonunu almıştım, verirken elim bir şekilde eline temas etmişti. Biliyorum bunu okuyunca çok saçma geliyor ancak ben o gün hissettiğim şeye halen şaşırıyorum. Farklı bir elektrik, farklı ama gerçekten sevecen bir temastı bu hissettiğim.
Sonrasında sana her dokunduğumda aynı şeyi her zaman hissettim. Ancak garip bir biçimde , sen bana her dokunduğunda ise, bunun  daha fazlasını içimde hissettim. Fark neredeydi bilemiyorum. Belki senin dokunuşunda ayrı bir enerji vardır.
Ama bu her neyse, ben çok sevdim.

Sümüklü burnunu seviyorum.

:)  Evet, acı ama gerçek. Ben senin o küçük , güzel burnunu, sümüklerine rağmen çok seviyorum.
Bazen ısırasım geliyor.

Hah.... işte seni gene bir şekilde güldürdüm. Muhteşem gülüyorsun gerçekten de. Bazı zamanlar kendimi gerçekten de çok şanslı hissediyorum.
Ancak, bazı zamanlar ne hissettiğimi bende anlayamıyorum. Zor geliyor bazı şeyler.Kaldıramıyorum içinde olduğum şartları.

Şu anda MSN üzerinde sohbet ediyoruz.

Yüzüne bakmayı seviyorum.Beni gerçekten çok sakinleştiriyor. Aynı ben yanında uzanırken bana dokunuyorsun ya.. ve bir çeşit büyülerle beni hemen uyutman gibi.

hahahahhaaha... "düşünürüz" yazdım. Suratın çok komik oldu cidden.Anında ciddileştin. Bazen ciddi halini seviyorum gerçekten, tatlı bir hava katıyor sana. Ancak bazen beni çok geriyor. Uzaklaşmak mı istiyorum yoksa ölmek mi bilemiyorum.

Şu anda sana sataşıyorum... çok tatlısın. Seni kızdırmayı seviyorum. Biliyorum, bu biraz manyakca, ama benimde adrenalin almam gerek. Sana sataşarak hayatımı zaten ortaya koyuyorum. Bu da hem tehlikeli hemde çok eğlenceli doğrusu.



Blog'da kendini okuyan masum köylü kız.


Aldığı eleştirilere dayanamayan namasum genç köylü kızı !