1 Ekim 2012 Pazartesi

Değişim ! Değişiklik !

Hayat !

O kadar çok etken ile bir arada duruyor ki. Ancak bir o kadar az etken ile yok olabiliyor da.

Bize verdikleri ile bize sundukları arasında belki çok büyük bir uçurum olabilir. Sundukları çok çekici veya güzel ve doğru da olabilir. Bazıları gözle görünür derecede çirkin ve kötü, bazıları her şeyden güzel ve nazikmiş gibi görünen olumsuzluklarla dolu. Ancak aynı şekilde öyle güzel ve doğru etkenlerde var ki hayatımıza da her yönleriyle ışık saçar, ama hiç hoş olamayan hatta çirkinmiş gibi görünen güçler vardır ki özünde doğruyu barındıran.

Hayat , işte tüm bunların sadece SEÇİMİ sonucunda bizler için şekilleniyor aslında.

Aynı şartlara maruz kalabilirdik, hepimiz aynı nokta da buluşabilirdik. Ama kimse aynı noktaya hiçbir zaman gelmiyor, gelemiyor.Çünkü içimizde , kalbimizde veya daha derin bir yerde farklı bir bellek, bize "birey" olmayı, neticesinde "farklı" olmayı öğütlüyor.

Gerekli mi peki ?

Sanırım o kadar da gerekli değil. İnsanlar benimle aynı fikirleri paylaşsa çok basit ve kişiliksiz bir yapıya bürünebilirler her seferinde. Kaba tabirle "Koyun" benzetmesine dönüşür.

Ancak , insanlar bir noktada kendilerini kötüden ve yanlıştan korumayı öğrenmeye çalışıyorlar. Bazıları bunu çabuk öğreniyor, bazıları zor yolla. Ben kendi adıma bir çok şeyi çabuk öğrendim. İnandım. Sanırım bu pekte güzel bir şey değilmiş. Her yaptığının doğru olması, gelecekte her yapacağının da aynı şekilde doğru olacağını göstermez ama kendisine inandırır. Ben bugün bunun acısını çok çekiyorum. Geçmişte her aldığım karara inandım ve güvendim. Aynı şekilde ailemden de bu konuda sonuna kadar destek aldım. Şimdi olduğum noktaya durup baktığımda ise, üzülerek söylüyorum ancak geçmişte pek doğru hareket edememişim.

Peki bu bana bir ders verdi mi ?

Şu an zihnimde geçenleri incelediğimde, halen yanlış kararlar alabilme potansiyelimi görebiliyorum. Kalbim, bu yolda beni sürekli yanlışa sürüklüyor sanırım.Örneğin ; Sevdiklerimi korumam gerek diyorum. Ancak sevdiklerimizi nasıl korumam gerektiğini halen bilmiyorum... peki buna mecbur muyum ki ?
Her bireyin kendi öz iradesinin varlığını düşününce , cevap çok basit oluyor "HAYIR".
Ama halen bu cevaba karşı gelen bir kalbim var, gerçi yaptığım hatalar ve "koca burnumu her işe sokma" güdüsü ile geçmişte yaşadıklarımdan ufak ve çok özel bir yetenek geliştirdiğime (tamam tam olarak halen gelişmedi) inanıyorum, "SUSMAK".

Susmak şart mı ?

Bazı durumlar da şart bence. Nasıl ki çok sevdiğiniz bir dostunuza "Kardeşim, o kız senin için uygun değil" diyemezseniz. Nasıl ki bir anneye "Oğlun çok kötü biri" diyemezseniz. Nasıl ki dost seçiminde hatalı olduğunu inandığınız bir kimseye "Arkadaşlarını seçerken dikkat et, o sana göre biri değil" diyemezseniz.

Eğer susmayıp konuşursanız, önce "SİZ" kötü , art niyetli , oyun bozan ve daha şu an sayamayacağım bir kişiliğe bürünmüş olursunuz sevdiğinizin gözünde.

Peki ama ne yapmalı ?

Bu sanırım en zor bölüm. Susmak veya susmamak. Elbetteki inanıyorum ki, bunu da çözmüş bir çok insan vardır şu dünya da , ancak ben halen çözemedim. Bazen yalnızca kaderimin yol göstermesini bekliyorum. Bazende bu uğurda tüm geleceğimi değiştiriyorum. Ve her seferinde hata yaptığımı görüyorum. Pişman mıyım ? ... Evet , pişmanım. Ne zaman kadere bıraksam geleceğimi , acı çektim. Ne zaman tüm geleceğimi değiştirsem , gene acı çektim. Üçüncü bir seçenek düşünmedim. İstemedim.

Şu anda bu satırları yazıyorum.  :)  Halen kalbimin sesini verdiğimi görerek. Zihnim çok uzaklardan bana bakıyor gibi. Yardım edebilirmiş gibi duruyor.

Sanırım ben gene "SUSMAYI" tercih edicem.