23 Mart 2012 Cuma

Masum bir ...

Öpücük , .....  :*

Ne çok şeyi simgeliyor bizler için , başta sevgiyi, ardından da saygıyı.

Eskiden uzaktaki bir yakınımıza "büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperim" derdi. Bunu artık pek duymuyoruz. Veya geçmişte bir büyüğümüzü ziyaret ettiğimizde veya karşılaştığımızda hemen elini öper başımza koyardık. Şimdi bunu yanlızca bayramlarda görebiliyor oluşumuza ne kadar da acı.

Herkesin öpücük ile ilgili bir ilk hatırası mutlaka ki vardır, mesela "ilk sewgi öpücüğünüz".  Benim ilk sevgi öpücüğüm biraz merak biraz tek arkadaşıma olan sevgiden kaynaklanmıştı. Sanırsam 4 veya 5 yaşlarındayık. Eski Türk filmlerinde gördüğümüz temel yapıyı ilham alarak her gün oynadığımız oyunlarda ben "esas oğlan" , küçük kız arkadaşımda "mahallenin güzel kızı" olurdu. Ve ya ben onu kötü adamlardan savaşarak kurtarırdım, yada o bana kaçardı.

Neticesinde hep gördüğümüz "mutlu son"u bizde denemeye karar vermiştik masumca. Çok heyecanlıydık nedense, sanırım biri görücek ve bize kızacak diyeydi. Sabırsızca bir'den üç'e kadar saydık ve gözlerimizi kapatarak ( en azından benimki kapalıydı eminim ) minik dudaklarımız birbirine değmişti.

Sonrasında İsviçreli bilimadamlarını kıskandıracak bir değerlendirme sürecine de girmiştik. "Adam kızı öptüğünde kız kendinden geçiyordu, sende olmadı mı o şimdi ?" ve daha olabilecek ne kadar komik ama bir o kadar merak uyandıracak masum soruyu sormuştuk birbirimize.

Zaman ilerledikce ve yolumuza çıkan bir sürü insanı da düşünüce bu deneyimi farklı farklı yaşamaya başladım. Herbirinde , bir diğerinden farklı hisler , kimilerinde ise bazılarında olduğu gibi hissiz anılar edindim. Yorumlamaya , anlamaya ve kullanmayı öğrendim.

Bugün hepimiz için geçerli olan nokta "öpücük" özel hislerin, anlatılmaz hislerin veya anlatılması gereken hislerin farklı gösteriliş biçim olarak hayatımızda yerini alıyor. İyi ki de alıyor.

Bundan bir ay önce bir kızı öptüm sessizce. Bekliyor muydu , ben bekliyor muydum bunu yapıcağımı kestiremiyordum. Ancak dudaklarım ne zaman ki, kızın dudaklarına değdi , bu yaptığımın ne kadar da doğru olduğunu anladım. Birazcık kısa sürdüğünü hatırlıyorum, ama binlerce sayfalara sığacak kadar anlam da taşıyordu. Üzerinden tam bir ay geçtiğine inanamıyorum, bugün bunu tekrar yaşayabilmeyi ne kadar da çok isterdim.

Benim üzerimde bıraktığı etkiyi düşününce çok şaşırıyorum gerçekten de, ancak diğer bir açıdan bakmak da bilmem gerekir mi ? O kız neler hissetti acaba ? Şaşırdı mı? Korktu mu ? Kızdı mı ? Sevindi mi ? ...  Sormak büyüyü bozar mıydı ? Acaba yarın oturup bunları "isviçreli bilimadamlar"ı gibi konuşabilicek miyiz ?

Sorular herzaman hayatımızda olucak, cevapları da her zaman gizli kalıcak. Çünkü tüm masum öpücüklerin bir büyüsü vardır. Ne söylersek söyleyelim, ne yorum yapacaksak yapalım. O an ki hissimiz hep kendimiz için özel kalıcaktır. Ne yazıya dökülebilinir, ne şarkılar için şiir olur.

Küçük masum bir "öpücük" hayatınızı değiştirebilir. İçinde yeter ki gerçek duygular olsun.

Saygılarımla

9 Mart 2012 Cuma

Adını Söylüyorlar

Hayatın ; düzensiz, karmakarışık ve hatta birazda çılgın olduğunu düşündüğümüz bir dönem yaşarız. Bu dönem kendini bir çok kere tekrarlar hayatımız içinde. Ve biz her zaman en sonuncuyu hatırlarız.

Aynı şey dünyamız içinde geçerli aslında yada belki de :) Neticede bize anlatılan hikayelerde bir "Büyük Tufan"dan bahsedilir. Nedir bu "Büyük Tufan" peki ? Tüm dünyanın yoğun yağmur ile birlikte sular altında kalması ve bir grup seçilmiş veya hak edenin kurtularak, günümüz dünyasını tekrar baştan kurduğundan bahseder.

Peki 4,54 milyar yıl yaşında olduğu tahmin edilen Dünyamız yalnızca 1 kere mi bu  korkunç gerçekle yüzleşti ve bizler bunu hatırlıyoruz. Elbetteki "Hayır" ! Kim bilir ne kadar çok bu ve benzeri zorlukları yaşadı dünyamız. Bugün aynı şeyleri kendimizde de yaşıyoruz.Hemde her zaman yaşıyoruz.

Kendime dönüp baktığımda , sessiz odam da tek başıma otururken buluyorum. Neden "tek" başıma oturuyorum bu oda da ? Ancak garip olan , tek başıma olsam dahi bir gürültü , bir heyecan ayrı bir sohbette duyabiliyorum.
Konuşan "yüreğim" ve "zihnim" nasılda heyecanlı bir şekilde konuşuyorlar anlatamam.

Belli ki keyifli bir sohbet başlamış gene ,her iki tarafa da aynı mesafeden bakıyorum.Yüreğim ; belli ki inatçı bir kişiliği var. Fazla "dediğim dedik" takılıyor yaşamını.Deneyimlerine güveniyor. Kurnazca hareket ediyor. Elindeki gücün farkında "ben yüreğim, ben olmasam bu vücudun bir robottan farkı olmaz" diyor.

Ancak Zihnim ; mantık ile ,bilgisi ile olan cephanesini sükunet becerisi ile avantaja dönüştürebiliyor.Yüreğin zayıflıklarının farkında. Ama cevaplayamadıklarının karşısına çıkmasından da sıkkın ve mutsuz.

Her ikisinin sohbeti gene sıradan diye düşünüyorum.Ancak o kadar sıkılmış durumdayım ki, kulak kabartıp onları dinlemeye başlıyorum.Birbirlerine bir şey hakkında ahkâm kesiyorlar. "Kimin haklı yada kimin haksız olup olmadığı yönünde bir sohbet herhalde" diye düşünüyorum. Ancak, dinledikçe fark ediyorum ki, konun bunla ilgisi bile yok. Birbirlerinden yardım umarak bir konu hakkında çözüm aradıklarını anlıyorum.

Şaşırıyorum, farkında olmadığım bir durum hakkında "zihnim" ve "yüreğim" kafa kafaya vermiş çözüm arıyorlar. Yüreğim "belli ki bu kızı seviyoruz ve belli ki bırakmayacağız peşini de. En son böyle bir olay yaşadığımızda beni görmezden geldi ve sana uydu. Ne kadar çok acı çekmiştik". Zihnim ise kendini hemen savunuyor; "Evet ama sana uysaydık bu seferde sonu bilinmeyen bir yola girecektik, hatta belki de daha kötü ve uzun bir süre acı çekecektik.O dönem için en doğru karar buydu hepimiz için".

"İlginç bir şekilde benden veya bizden bahsediyorlar ve çok da endişeliler.Ben kendimi ne duruma soktum gene acaba?" diye düşünürken buluyorum kendimi. Biraz geriye gidiyorum hafızamda en son ne yaptım yada neler yapmadım diye merak içindeyim.

Ağustos 2010 tarihinden bugüne kadar tüm dikkatimi vererek yoğunlaştığım tek bir konu var. Bu konuya o kadar yoğunlaştım ki , tüm hayatım yalnızca bu konu hakkında araştırma , öğrenme ve uygulama üzerine oldu. En son yaşadığım hüznü unutmam için gereken güce sahiptim. Odaklanabiliyorum yaptıklarıma, zihnim ve yüreğim benimle birlikte savaşıyorlar bir uyum içindeler. Onlar varken yanımda , korkuyorum. Belki de umursamıyorum. Kendimi biliyorum. Yaşadıklarımı biliyorum. Özlemiyorum daha fazla !

Ancak yakın tarihime yaklaştıkça ,bir şeylerin değiştiğini söylemek doğru olur mu bilemiyorum.Neticede halen savaşabiliyorum, halen korkmuyorum ve Umursamıyorum. Ancak bir duygu var ki öncekilerden farklı sesleniyor.Sürekli geriye bakıyor benle beraber ilerlerken. "Özlüyorum" , özlem duygum benle birlikte ilerliyor fakat aklı bambaşka yerlerde geziyor. "Ne zamandır özlüyorum?" diye hatırlamaya çalışıyorum. Garipsemiştim, bunu beklemiyordum neticede. En azından şimdi fark edebiliyorum ki zihnim ve yüreğim neden bu kadar hararetli bir şekilde konuşuyorlar.Kendi kendime gülümsüyorum, camdan dışarıya simsiyah gökyüzüne bakıyorum. Gözlerim nereye bakacağını biliyorlar, "AY" bir kez daha mesaisine başlamış. Merakla kendi kendime soruyorum "şu anda acaba kaç kişi benim gibi , Ay'a bakıyor?" .

Zihnime ve Yüreğime sesleniyorum ,"Dostlarım, lütfen sakin olun. her ikinizde biliyorsunuz ki, zaman bu gibi durumlarda hepimize yardımcı olabiliyor. Özlem duygumuz sadece heyecanlı bu aralar, onla ilgilenin ona destek olun , yalnız hissetmesin kendisini !" Şimdi baktığım zaman ; yüreğim ve zihnim birlikte özlem duyguma güzel bir ezgi söylüyorlar.

Adını söylüyorlar !

2 Mart 2012 Cuma

Gökyüzü Halen Aynı

Fark ettirmeden ona bakıyordum, ama eminim ki biri fark etmiştir, neticede ben birine bakarken , bir başkası da bana bakıyordur ! Bu böyle sürüp gider ne yazık ki. Yeri , zamanı veya mekanı fark etmez. Sen yanlızca dur ve kafanı kaldır, gözün başka bir göze mutlaka temas edicektir.


Biz ilk defa birbirimize baktığımızda herşey gerçekten durmuştu. Kalbimin varlığını ciddi bir biçimde hissetmiş ve yanlızca bir kaç saniyeler içinde korkunç bir sıcaklık ile birlikte vucudumu kaplayan terin hissi.


Ne mi oldu peki ? ahh.. eski Türk Filmlerini aranızda izlemiş olan varsa benim bu tasvirimi hemen gözünde canladırabilecektir. Bizim için yeterince uzun ancak sizler için çok ama çok kısa bir süre içinde birbirimizn gözlerinin içine baktık, gülümsedik bu gözlerle , uzun süredir konuşmadığımz kadar çok konuştuk, her sözümüzü hatıladık ve en sonunda ikimizde artık vaktin geldiğini bilerek birbirimize sıkıca sarıldık.


O kadar sıkı sarıldık ki, vucutlarımı birbirinin nefes almasına izin vermiyordu. Ancak nedense bu sefer, gözlerde yaşadığımız o uzun sohbet ve tüm süre , sarılırken yaşadığımız sürenin anca bir an'ı gibiydi. Neden yetmemişti bu sarılma bize?


Ellerimizin birbiri içinde sımsıkı kenetlendiğini anlamam ancak bir kaç dakika sonra bindiğimiz taksi içersine denk geldi. Doğaldı, basitti, halen ellerimiz kenetlenmiş ama birbirimize bakmaya utanıyorduk. Konuşamadık bir süre boyunca, ne diyeceğimi bilemiyordum, aynı hisleri onunda oaylaştığını biliyordum ama. Bir kaç dakika önce tüm konuşmaları gözlerimizle , kalbimizile yapmıştık. Peki konuşacak bir şeyimiz kalmadı mı ?


Heycandan olsa grek taksi şöförüne nereye gideceğimizi söylemyi unutmuşum. Şöför efendi beni nazikçe uyardığında fark ettim ki, "nereye gideceğimizi cidden bilmiyordum". Kendisine "Taksim Meydanı lütfen" diyebilme becerisini gösterdim ve fark ettim ki , gözlerimizle yaptığımız onca konuşma ve diğerleri içinde ağzımızı hiç açmamıştık. Haliyle sesim bir hayli çatlak olarak çıkıpta beni rezil edince , birlikte çok güldük  :)


Meydan da taksiden inince içimdeki o dürtüye kendime kaptırdım ve "evet, işte sevdiğim kadın yanımda" dercesine ellinden tutarak yürümeye başladık. İnanılmaz güzeldi, inanılmaz derecede gerçekti. Hayalini kurduğum, gece yatağıma yatarken kendi kendime sözler verdiğim herşeyi yaşayabilirdim artık.


Bizi dışarıdan gören birinin tepkisini ve fikrini merak etmeye başladım bir noktadan sonra. Kesinlikle insanların aklından geçen şey "hey şu çift kendilerini halen lise aşıkları zannediyor olsa gerek" diyebilirdi.
Yüreğim kıpır kıpırdı.


Ancak her güzel şeyin bir sonu vardır.Canınızı acıtır, kanınız çekilir, çaresizlik hemen ardından gelir. "Ne oluyor yahu ?" demenize fırsat kalmadan ellerinizi içinin boş , gözlerinizde yaşlarla kalırsınız. 10mt önünzde yolculuğuna başlamk üzere uzaklaşır sizden. O uzaklaşırken , döner ve gözerinizin içine yalvaran gözlerle ve yanaklarından durmadan akan yaşlarla bir kez daha bakar. Koşmak , sarılmak istersin, göz yaşlarını silmek ve o yaşların geçtiği her yeri öpmek istersin...... ama sadece isteyebilirsin .


Zaman geçer , mevsimler değişir.... bir bakmışsın neredeyse 1 yıl olmak üzeredir. Ama sen her sasbah olduğu gibi odanın camından baktığında aynı gökyüzünü görürsün. Kuşların kanat çırpışını izlersin. Ne değişti diye düşünürken bulursun kendini , oysa bu sorunun cevabını dünde verememişsindir kendine.


Kendi kendine kızarsın, kendine küser ve hatta konuşmak istemezsin. İçe döner ve yanlızlığınla bu hayatı bitirmeye karar verdiğin bir dönemin olur.Kendini işine, basit ama az anlamlı bir hayatın doğru ve gerçek olduğu yönünde kandırmaya çalışırsın.


Ancak gün gelir kendini bir silkelemek istersin artık, belki "bahar"ın etkisi bu , belki de içinde çırpınan kalbinin ezgisi bu. Belki de her ikisi de , sana hayatı hatırlatmak için , tekrar sevmen için , mutlu olabilmen için fırsat tanımak istiyorlardır.


Bu fırsata kulak vericem.